AMERİKANCI OLMAK ZORUNDA DEĞİLİZ!

Yıldırım Türker gibi eskinin Erdoğan aşığı bazı solcu görünümlü liberaller bu konu ile birlikte Erdoğan-ABD gerilimi üzerinden ABD emperyalizmini eleştiren solcuları eleştirmeye kalkıyor...

Amerikancı olmak zorunda değiliz!

31 Aralık 2017 Pazar 19:20

Çağlar Ezikoğlu

Marksist tarihçisinden cihatçı sever İhvancısı’na, liberalinden FETÖ’cüsüne muazzam bir ağız birliğini okuyoruz günlerdir. O ağızlardan ortak bir şekilde şu cümleyi kuruveriyor; ‘ ABD emperyalizmine karşı İran’ın şeriat hükümlerine dayalı İslam Cumhuriyeti desteklenemez aksine ABD emperyalizmi İran’a karşı tercih edilebilir’.

Geçtiğimiz günlerde İran’ın Irak sınırındaki Kirmanşah eyaletindeki deprem ve arkasında hem o bölgede hem de İran’ın genelinde baş gösteren ekonomik sorunlar bölgede yaşayan insanların İran’daki rejime karşı hoşnutsuzlukları arttırmıştı. Lakin son birkaç gündür yaşanan olaylar, Suriye İç Savaşı öncesi ABD ve Batılı güçlerin Esad yönetimine karşı hareketlendirdiği propaganda araçlarını İran’a aynı şekilde kullanması suretiyle rejime yönelik bir isyana dönüştürüldü. Son bir haftada açılan bazı sosyal medya hesapları üzerinden gerçekliği tartışmalı ve hatta eski tarihli protesto ve şiddet fotoğrafları İran’daki devrim başlığı altında hızlıca paylaşılıyor günlerdir. Hemen akabinde ABD yönetimi ve Başkan Trump, tüm dünyaya seslenerek, dünya devletlerinin İran’daki göstericilerin yanında olması gerektiğini ve İran’daki rejimin artık değişmesinin gerekliliğini vurguladı. Bu bağlamda İran’da birdenbire hızını arttıran ve özellikle Mollalar’a karşı topyekün bir isyana dönüşen bu olayların arkasında ABD olduğunu tespit etmek bir komplo teorisi değil en basitinden bir durum tespitidir. Bu durum tespiti aslında daha öncesinden tahmin ediliyordu. Trump’ın ABD başkanı seçilmesinden sonra, tipik bir Cumhuriyetçi dış politika vizyonu ile ‘Şer Ekseni’ anlayışını yeniden canlandırıp bu eksende yer alan Kuzey Kore ve İran’ı doğrudan hedef tahtasına alması aslında İran’da yaşanması muhtemel bu olayların ilk sinyallerini vermişti. 2 Haziran 2017 tarihli New York Times haberi ise bize bu konuda çok daha fazla şey anlatıyor.[1]

Habere göre; Ayetollah Mike veya Karanlık Prens takma adları ile bilinen ve CİA içerisinde Müslüman ajan olarak görev alan Michael D’Andrea CİA’nın İran masasından sorumlu yeni şefi olmuştu. D’Andrea CİA içerisinde Cumhuriyetçi ve Neo-Con yönetimlerin vizyonuna paralel olarak ‘şahin’ ve sert uygulamalarıyla tanınan bir isim. Pakistan’dan Afganistan’a bölgedeki ABD insansız hava uçaklarının El Kaid’ye yönelik saldırılarından tutun da, Usame bin Ladin’in öldürülmesine kadar birçok önemli olayda D’Andrea’nın imzasının olduğu söylenegelmektedir. Bu bağlamda yaklaşık 6 ay önce yaşanan bu gelişme, İran’daki rejimden hoşnut olmayan Trump yönetiminin İran konusunda yeni hamleler atacağının da bir göstergesi olmuştu.

Süreci bu bağlamda okuduğumuzda, İran’da yaşanan bu hareketliliğin spontane gelişen bir demokratikleşme veya devrim süreci olduğunu söylemek olabildiğince güç. Özellikle Suriye’de Türkiye-İran ve Rusya arasındaki ittifak süreci ve İran’ın Suriye’de Esad yönetimine verdiği destekten ötürü bölgede ABD’nin ve onun ittifakı Kürt ve Sünni cihatçı güçlerin İran’dan duyduğu rahatsızlık herkesçe bilinen bir durum haline gelmişti. Bu bağlamda İran’daki protestoların özellikle Kürt ve Sünni Arap azınlık nüfusun yoğun olduğu yerlerde başlaması da şahsım adına şaşırtıcı olmadı. Lakin şaşırtıcı olan husus yazının başında da bahsettiğim gibi Türkiye’de İran rejimine karşı oluşan Amerikancı ittifak.

İran İslam Cumhuriyet’i İran halkı üzerinde yıllarca otoriter baskıcı bir yönetimle hükümranlığını korumaya çalışmış ve bunu şeriata dayalı bir devlet idaresi altında uygulamıştır. Bu bağlamda İran’daki Mollalar rejiminin ne siyasi anlayışını ne de yaptıklarını savunmak benim açımdan elbette mümkün değildir. Fakat Türkiye’de son derece hastalıklı bir hale gelmiş bir durum söz konusu. O da siyasetçilerin, akademisyenlerin gazetecilerin veya entelektüellerin özellikle düşman olarak nitelendirdikleri devlet veya siyasetçilere karşı harekete geçen her kim olursa olsun onu desteklemesidir. Bu çarpık anlayışı bugün İran meselesinde de görmekteyiz. Bu süreçte ABD’nin bölgedeki emperyalist hedeflerini, tetikçi ABD finosu Suud yönetiminin İran üzerindeki emellerini, Filistin’i işgal eden İsrail’in İran üzerinden yeni işgal planlarını eleştirmek demek İran’daki mollalar rejimine sahip çıkmak demek değildir. Böyle bir benzeşmeyi kurabilmek için ya ahmak olmak gerekiyor ya da bilinçli ve vazifeli bir şekilde manipülasyon yapmak.

Yıldırım Türker gibi eskinin Erdoğan aşığı bazı solcu görünümlü liberaller bu konu ile birlikte Erdoğan-ABD gerilimi üzerinden ABD emperyalizmini eleştiren solcuları eleştirmeye kalkıyor. Kendilerinin ne olduğunu defalarca yazdık bu sütunlarda tekrara gerek yok. Lakin İran veya bölgedeki diğer hareketlenmeler ile ‘Gezi’ örneğini aynı kefeye koymak veya Erdoğan’a yönelik artan ABD baskısı üzerinden ‘bugün İran’ı destekleyen yarın Erdoğancı olur’ gibi söylemlerde bulunarak suçlamalar yapmak en hafif tabiriyle ayıptır. Gezi direnişi tamamen kendiliğinden gelişen ve daha sonra örgütlü olmaya evrimle tehdidi bağlamında ABD ve diğer emperyal güçlerin AKP harici istedikleri bir alternatifi bulamama ihtimallerinden ötürü bir noktada baltalanmış ve sönümlenmek zorunda bırakılmış bir halk hareketidir. Ayrıca bu ülkenin ilerici yurtseverlerinden ‘Erdoğan gitsin de ABD’nin istediği kim gelirse gelsin’ gibi bir cümleyi duymak için daha çok bekleyeceksiniz, herkes sizin gibi ‘Çankaya Noteri’ arayışında değil. İran’daki Mollalar rejimini de, Türkiye’deki otoriter ve tek adama bağlı siyasi iktidarı da yıkması gereken tek güç halk hareketleridir.

Cihatçı ve terörist sever, Davutoğlu’nun prenslerinden Adem Özköse protestolar üzerine demiş ki; ‘Diktatör İran rejimi eninde sonunda Suriye’de akıttığı kanların hesabını verecek’[2]. İran meselesinde ABD emperyalizmini tercih eden ve özellikle kendilerini solda tanımlayan o entelektüellere tekrar sormak lazım. Adem Özköse ve türevleriyle birlikte hareket etmekten mutlu musunuz? Eğer bu cihatçılarla aynı noktada olmak ve Amerikancı zihniyetle ortak hareket etmek sizi rahatsız etmiyorsa zaten söylenecek fazla bir şey yok. Fakat herkes sizin gibi değil, bu ülkenin vicdanlı ilericileri ve yurtseverleri hiçbir zaman Amerikancı olmak zorunda kalmadı bundan sonra da kalmayacaktır!..


[1] https://mobile.nytimes.com/2017/06/02/world/middleeast/cia-iran-dark-prince-michael-dandrea.html

[2] https://twitter.com/ademozkose/status/947100608200396801

Editörün notu: Yazının kapağında kullanılan fotoğraf, Tahran'da yüzbinden fazla kadının katıldığı 'türban zorunluluğu' protestosundan. (Yıl: 1979)

iran-li-kadinlar-devrim-sonrasi-basortusunu-protesto-ediyor-001.jpg

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.