BAŞKALARININ HUKUKUNU ÇİĞNEYENİN HUKUKUNU ÇİĞNERLER!

ABC Günün Analizi

Başkalarının hukukunu çiğneyenin hukukunu çiğnerler!

03 Aralık 2016 Cumartesi 23:30

Ortada ilkeleri, geleneği ve bir kültürü olan, milliyetçi-muhafazakarların çok sevdiği bir ifadeyle belirtirsek eğer, 1000 yıllık siyasal birikimin temsilcisi ve tayıcısı özelliğine sahip bir devlet ve yönetim var mı? Maalesef hayır!

Geçtik toplumcu ya da halkçı bir düzenden, kapitalizmin gereği olan (burjuva anlamda) modern, hukukun üstünlüğü ilkesini yerleştirmiş ve asgari ölçüde de olsa demokratik ilkelere bağlı, dolayısıyla güvenilir (örneğin mülkiyet hakkına saygılı) bir devlet yönetimi var mı? Yok! Peki özgüveni olan, ulusuyla barışık ve akılcı hedefleri bulunan bir devlet yönetimi... O da yok.

Peki ne var? Yerlerde sürünen ve vasatın egemenliğine dayalı bir pespayelik!... Her yere sirayet etmiş bir yobazlık... Ucuz şark kurnazlığı, cehalet ve ilkellik!..

* * * 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir gün önce söylediğini ertesi gün düzeltmeye çalışıyor. Dün ilan edilen bir tutum iki gün sonra inkar ediliyor. Devletin verdiği bir sözün, ulus adına açıklanan bir tutumun ya da ilan edilen bir dış politika tavrının arkasında duran yok! Çünkü durulamıyor.

Aşağıdaki sözleri daha iki gün önce Erdoğan, bütün toplumun önünde, kendisi hapşırsa haber yapan bütün yandaş kameraların objektiflerine ve dolayısıyla gözlerimizin içine bakarak söyledi? İnanılır gibi değil ama söyledikleri tam olarak şöyle:

“BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Nerede BM? Ne yapıyor? Irak’ta var mı? Yok. Biz sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörü Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik.”

Allah aşkına, siz böyle bir sorumsuzluk gördünüz mü? Bu sözler açıkça bir suç itirafı gibidir! Uluslararası hukukun çiğnendiğinin ilan edilmesidir. Dahası, iç hukukumuza göre Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bile ihlal edilmesidir. Dünyayı “dağ başı” sanmaktır. Dar dinci ve mezhepçi hesapların bütün gözleri kararttığının ifadesidir!

* * *

Erdoğan yukarıda alıntıladığımız sözlerini, Rusya, İran gibi ülkelerin sert tepkisi ve Batı’nın sahiplenmeyen tutumu üzerine üç gün sonra düzeltmeye çalıştı. Buna mecbur kaldı. Ancak, özrü kabahatinden büyüktü. Düzeltmeye çalışırken bile pot kırmaya devam etti.

Şimdi böyle sözler söyleyen bir cumhurbaşkanının ülkesine, yarın aynı gerekçelerle müdahale edilirse buna karşı nasıl bir itaraz yöneltecesiniz? Gerekçeleriniz ne olacak? Birileri çıkıp aynı mantıkla, halkına zulmeden Erdoğan’ın hükümranlığına son vermek için müdahale ediyoruz, Türkiye’nin bir karış toprağında gözümüz yok derse, buna  karşı ne söyleyeceksiniz?

Paris’te, Brüksel’de, Ankara’da sivillere yönelik katliamlar düzenleyen Ortaçağ artığı şeriatçı terör örgütleriyle ortak operasyon yapıldığının itiraf ve ilan edildiği bir aşamadan sonra; PKK’yı desteklediği gerekçesiyle siz hangi ülkeyi ne gibi gerekçelerle suçlayacaksınız? Size sormazlar mı, El Nusra, Fetih Ordusu, ÖSO, Abdülhamit ya da Sultan Murat Tugayları gibi İslamcı terör örgütlerini siz neden ve hangi gerekçelerle desteklediniz diye... Bu dinci terör çetelerini komşu bir ülkenin egemenlik hakkını ihlal ederek o ülkenin meşru yönetimine karşı nasıl ve hangi hukuka göre saldırttınız diye...

* * *

Yukarıdaki sorular çoğaltılabilir. Şöyle devam edelim:

Siz, “kutsal bir dinimiz var” diye her şeyi yapmaya hakkınız olduğunu, hukuka, ahlaka, uluslararası kurallara ihtiyacınız bulunmadığını ya da bu ilkelere uymak zorunda olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Eğer usül buysa aynı gerekçelerle size yapılacak saldırı, müdahale ve hatta işgal gibi eylemleri de kabul ediyorsunuz demektir. Bu gücü gücüne yetenin, zorbalığın egemen olduğu bir dünya düzeni demektir. 

Sınırların dokunulmazlığı ve değişmezliği ilkesini çiğneyen, devletlerin bağımsızlık ve egemenlik hakkını ihlal eden, içişlerine karışmama ilkesini tanımayan bir ülke, kendisine de aynı şeyin yapılabileceğini kabul ediyor demektir. Öyle midir? Evet, bu tutumun uluslararası ilişkilerdeki anlamı böyledir!

Peki, Erdoğan ve AKP yöneticileri bunu böyle mi anlıyor? Hayır! Onlar sanıyor ki, bir hakkı ya da ilkeyi kendileri "kutsal amaçları" için ihlal edebilirler, ama kendilerine aynı şey yapılamaz. Neden? Çünkü onlar Müslüman! Dahası Sünni Müslüman! Hem de Emevi fraksiyonundan... Yani son derece tartışmalı, dar ve Müsmüman dünyayı bölen husumetin kaynağını oluşturan bir İslam yorumuna sahipler diye, ulusal ve uluslararası hukuku çiğneyebileceklerini sanıyorlar, iyi mi!

Saçma ve akıldışı görünüyor ama, durum aşağı yukarı böyle! Mantık böyle işliyor. Ve işte bu nedenle AKP’nin temsil ettiği siyasal islamcı anlayış, mezpepçi siyaset yapma tarzı, tıpkı başka ülkelerinde olduğu gibi bu topraklarda da iflas etti. AKP artık sadece Türkiye için değil, bölge ve dünya için güvenliği, istikrarı, hukuk düzenini ve insanların yaşam tarzını tehdit eden bir sorun haline geldi.

Bu nedenle AKP yönetimi hem Türkiye hem de dünya için sürdürülebilir olmaktan çıktı. AKP iç ve dış iktidar dinamiklerinin büyük bölümünü kaybetti.

Bir dönem bütün kirli işlerini bu iktidara gördüren büyük güç odakları artık AKP'nin arkasından çekilmeye başladı. Örneğin, ABD ve Batı (AB) artık AKP ile ilişkilerini (Türkiye değil, AKP) olabilecek en alt düzeye çekti. Türkiye’de ise en büyük sermaye örgütü olan TÜSİAD bile OHAL başta olmak üzere bir dizi uygulamaya, hatta başkanlık sistemine karşı çıkmaya başladı. TÜSİAD'ın muhalefetini daha da yükselteceğini bekleyebiliriz.

Laikliğe ve modern kurumlara sahip çıkan sermaye çevrelerinde de ciddi oranda ve hızlı bir artış gözleniyor.

Biz kez daha altını çizelim; AKP’nin günleri sayılıdır. Bu kafa, üslup ve Ortaçağ değerlerine yaslanan bir siyasal ve kültürel anlayış ile 21. Yüzyılda modern bir toplum ve ülke yönetilemez. Yönetilmek istenirse böyle bir ülke ortada kalmaz.

Keskin Kalem

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.