CHP VE SON FIRSAT

İbrahim Kaya

07 Ocak 2018 Pazar 14:01

CHP, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasından itibaren, ülkedeki sorunlar yumağına dikkat çekici düzeyde yeni sayılabilecek politikalar üretmeyi denemiş olsa da, yeterli sayılabilecek çalışmayı tam anlamıyla yapmadı. Partinin Kılıçdaroğlu’nun liderliği ile birlikte kendisini yenileştirmesi hususunda attığı adımlar, “genel olarak” pozitif olmaktan ziyade, negatif adımlar olarak algılandı. Yenileşmek ve toplumda “yeni CHP” olarak algılanmak için partinin attığı adım, kendisini “CHP’sizleştirme” olarak ifade edilebilecek bir adım oldu. Partinin tabanının yani CHP’ye güçlü bir şekilde bağlı seçmenlerin büyük çoğunluğu şu soruyu soruyor: Yeni CHP acaba CHP’nin sonuna mı işaret ediyor? Burada sözünü ettiğimiz parti tabanı, CHP’nin tarihsel misyonuna ve dolayısıyla cumhuriyet, laiklik, ulus-devlet gibi partinin temel tarihsel ilkelerine sahip çıkanlardan oluşmaktadır. Kuşkusuz günümüzde bu sözü edilen ilkelerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışması yapılabilir. Ancak, epey bir zamandır parti yönetiminin partinin tarihsel misyonuyla tüm bağlarını koparma mücadelesine girdiği düşüncesi parti tabanında ağırlıklı bir yer tutmaktadır. Tarihsel olarak CHP’ye uzak olan ve cumhuriyet ilkeleriyle sorunları bulunan gruplara daha çok şans verilmesi, esasında, partinin dönüştürülmek istendiğinin ifadesi olarak okundu. Her ne kadar partinin dönüşümüne gerek olduğu yaklaşımı rasyonel olsa da, partinin kendisini bir anlamda tarihsel olarak olumsuzlaması anlamına da geldi bu tavır. İşte bu tavır bazı çevrelerce CHP’nin yeni CHP’ye dönüştürülmesinden çok CHP’sizleştirilmesi olarak değerlendirildi.

TARİHSEL BAŞARI VE ŞİMDİKİ ZAMAN
Burada kritik öneme sahip olan konu; partinin kendi tarihsel aktörlüğünü deyim yerindeyse konuşamamasıdır. Yani politik, kültürel ve ekonomik modernleşmelerin mimarı olarak, ulus-devleti kurmak, cumhuriyeti inşa etmek, endüstriyel atılımları gerçekleştirmek, laik sistemi kurumsallaştırmak ve sonuç olarak “modern toplumu” inşa etmek gibi kurucu rolü oynamış ve dolayısıyla, “birinci modernlik” döneminin aktörü olmuş partinin bu rolünü konuşmaması, neredeyse bu rolünden “utanması” kendi kendisini olumsuzlaması anlamına gelmektedir. Halbuki “şimdiki zaman” bu “tarihsel rolün” sahiplenilmesini en çok gerektiren zaman, çünkü o rolün gerçekleştirdiği dönüşümlerden vazgeçilmesi; gerilemek ve ortaçağcılaşmak demek. İçinde yaşadığımız zaman bunu açıkçası doğrulamış bulunuyor, yani, Aydınlanma, sekülerleşme, sanayileşme, bilimselleşme adımlarının tersine döndürüldüğünde nasıl da çağdışı, demokrasi-dışı, bilim-dışı tuhaf bir ülke olunduğunun örneği halinde şimdi ülke. Partinin kendi tarihselliğini bir kenara atması ve adeta ondan utanması, partinin içinin boşaltılmasını kaçınılmazlaştırdı. Partinin yenileşmesinin zorunluluk olduğu konusunda bir kuşkuya yer yoktu elbette. Parti bugünkü dünyayı tarihsel gözlükleriyle okuyamazdı. Buradaki kritik mesele; partinin yeni CHP’ye dönüşeceğim derken “tarihsizleşmesi” riskinin göz önünde tutulması gerekliliğiydi. Partinin hangi tarihsel temeller üzerinde durduğu bulanıklaştı; bu sisli ortamda nasıl bir yol yürüyeceğini tayin etmekte zorlandı ve hatta hiçbir yol tayin edemedi. Cumhuriyetçi yönü ile sol yönünün çeliştiği iddialarına kendisini kaptırdı ve güya daha çok “sosyal demokrat” olacağım derken, hem cumhuriyetçi temellerden uzaklaştı hem de liberal anlayışla daha fazla kucaklaştı. Toplumun muhtelif gruplarına ve katmanlarına ulaşayım, böylece, merkeze oynarım telaşıyla daha çok sağa yaklaştı. Bütün bu gelişmeler içinde, bir tür “kimlik-eksenli” bakışın partiyi yönlendirdiği algısı tabanda çok ciddi bir karşılık buldu. Partinin adeta bir “mezhebin” partisi olduğu yönünde emarelerin aşikar hale gelmeye başladığı düşünüldü. Hemşehriciliğin, aynı “inanca” sahip olmanın partide yükselmenin bir ölçütü haline geldiği yönünde tabanda şüpheler ortaya çıktı. Halbuki, modernleşmenin asli aktörü olan CHP bu türden modern-öncesi anlayışları çoktan tarihe gömmüş olması gerekirdi.

BİR FIRSAT OLARAK KURULTAY
Bu aksaklıklar ve açmazlarla parti bir kurultay süreci yaşıyor ve 3-4 Şubat günlerinde gerçekleşecek kurultayda partinin “yenilenmesi” bekleniyor. Partinin mevcut durumu korumak gibi bir telaştan kurtulması ve “gerçek” manasıyla muhalif olması gerekiyor. Bu muhalifliğini yukarıda söylediğimiz tarihsel rolünden alacak ve kuruculuğundan utanmak şöyle dursun gururla kurucu aktörlüğünü konuşacak. Ülkenin gerici iktidar ve müttefikleri tarafından getirildiği yer bellidir ve bu getirildiği karanlıktan kurtulma yönünde toplumun geniş kitleleri yüzünü Cumhuriyet değerlerine çevirmektedir. Yani toplumun yeniden bir uzlaşıda buluşması gereken bugünkü koşullarda CHP’nin tarihsel aktörlüğünün ışığında bugünün de aktörü olması elzemdir. CHP, kültürel sahada Aydınlanmacı, siyasal sahada cumhuriyetçi ve ekonomik sahada halkçı ilkelerinin ve “dayanışmacı toplum” anlayışının başarılarını ve bu başarılardan hareketle yeni başarılara imza atacağını yüksek sesle her yerde dillendirmek zorunda. Uzun süredir yazdığım gibi, Cumhuriyet hem form hem de içerik olarak artık yok ve “kurtuluş” yeniden cumhuriyet inşasında. Bu inşanın aktörü olacağını göstermek şuan CHP’nin alacağı en önemli karar olacaktır. Bu kararı almak için kurultay yapmasının anlamı olacaktır, yoksa her şey hiç değişmeden kalacaktır. Demek ki, kendi tarihini yadsımayan, aksine kurduğu cumhuriyeti, kültürel, ekonomik ve politik sahalardaki modernlik perspektifiyle yeniden okuyan ve yeniden cumhuriyet inşasıyla yeni bir başlangıç yapan CHP hem kendisi hem de ülke için çok değerli, tarihi bir adım atacaktır. Bu tarihi adım aynı zamanda, hiç kuşkusuz, neo-liberalizm ile hesaplaşan bir adım olacaktır. Ekonomide yeni liberal anlayışla hesaplaşacak, karma ekonomik modeli savunacak, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin devlet tarafından karşılanması gerektiği ilkesinden hareket edecek, ülke tarımını ve hayvancılığını güçlendirmek ve ekonominin motoru haline getirmek için gerekli devrimci atılımları yapacağının bilincinde olacak, tüketen değil üreten toplum anlayışına sadık kalacak CHP elbette siyaset arenasının solunda olacaktır. 

Kısacası, parti iki yönüyle özgün bir partidir ve bu özgünlüğünü geliştirerek yaşatmak durumundadır. Bu iki yönden birincisi cumhuriyetçi yön, ikincisi ise sol yöndür. Cumhuriyetçilikle sol yön arasında, Pettit gibi yeni cumhuriyetçi düşünürlerin ortaya koyduğu gibi, hiçbir çelişki yoktur. CHP eğer Türkiye’nin “yüksek modernlik” döneminin aktörü olmak derdine sahipse, bu kurultay sürecini bir “son fırsat” olarak görmek zorundadır. Öncelik kuşkusuz Cumhuriyettedir ama Yeniden Cumhuriyet inşası kuşku yok ki aynı zamanda solun yeniden inşasıdır ve bu iki inşanın da aktörü CHP olabilir; bütün tarihsel ve güncel koşullar buna işaret ediyor. Bu gerçekten “son fırsattır” yoksa zaten sonu getirilmiş cumhuriyetin yeniden inşa şansı da artık olmayabilir.  

 

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.