CUMHURİYETÇİ TAVIR

İbrahim Kaya

07 Ağustos 2017 Pazartesi 01:37

Bir önceki yazımda hem Türkiye hem de CHP için önceliğin sosyal demokrasi değil, cumhuriyetçilik olduğunu tartışmıştım. Cumhuriyetçiliğin ülkenin sorunlarına nasıl yaklaştığı/yaklaşması gerektiği ve cumhuriyetçi çözüm önerilerinin neler olduğunu da bu yazıda değerlendireceğim. Yani memleket meselelerine ve çözümüne ilişkin cumhuriyetçi tavrı ortaya koyacağım.

DARBE GİRİŞİMİ, HÜKÜMET, EMPERYALİZM HAKKINDA
Öncelikle, bir yıldır ülkenin gündemini belirleyen FETÖ meselesine ilişkin cumhuriyetçi tavrı değerlendirelim. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik FETÖ darbe girişimi karşısında cumhuriyetçi tavır nettir: Fetullah Gülen Cemaati bir terör örgütüdür. Cumhuriyetçi tavır, bu gerçeği sadece bugün değil, yıllardır dillendirmektedir. FETÖ’nün cumhuriyet düşmanlığını, anti-sekülerliğini, Aydınlanma karşıtlığını, özgür düşünceye ve demokrasiye saldırdığını en başından beri dillendiren, ona karşı mücadelesini veren cumhuriyetçi tavır, FETÖ destekçilerinin, yoldaşlarının ve önününü açanların da FETÖ kadar ülkenin içine düştüğü kaostan sorumlu olduğunu ilan etmekten hiçbir zaman geri durmamıştır, durmayacaktır. Cumhuriyetçi tavır, devletin FETÖ’cülerden arındırılmasını vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak görmektedir. Kamu kurumlarında liyakat yok sayılarak önemli pozisyonlara getirilmiş FETÖ’cülerin bu pozisyonlardan uzaklaştırılması cumhuriyetçi tavır için elzemdir. Ancak, cumhuriyetçi tavır, darbe girişiminin iktidar tarafından kendi gücünü sağlamlaştırmada bir fırsat olarak değerlendirildiğini en başından beri görmekte ve buna karşı durmaktadır.

Örneğin, Askeri Okulların bir oldu-bittiye getirilerek kapatılması cumhuriyetçi tavır tarafından kabul edilmemiştir, edilemez. Türkiye Cumhuriyeti Projesinin ve geç Osmanlı döneminden günümüze Türk modernleşme sürecinin temel kurumları arasında yer alan askeri okulların kapatılması Cumhuriyet karşıtlığı olarak anlaşılmak durumundadır. Ordunun yeniden yapılandırılması adı altında orduya siyaset sokanların tarihi bir yanlış yaptıklarını cumhuriyetçi tavır görmektedir ve bu yanlışın engellenmesini elzem bulmaktadır. Darbe girişimiyle ilişkisi bulunmayan kamu görevlilerinin ihraç edilmesine, deyim yerindeyse cadı avına karşı cumhuriyetçi tavır hukuk devleti vurgusu yapmaktadır. Yaşamları FETÖ’ne karşı mücadeleyle geçmiş kişilerden bazılarının çalıştıkları kurumlardan ihraç edilmesi, cumhuriyetçi tavra göre hukuksuzluktur, demokrasi karşıtlığıdır.

Cumhuriyetçiler FETÖ darbe girişiminin bazı Batılı güçlerle ilişkisi olduğunun, küresel güçlerin Türkiye’de bir iç savaş çıkarma hedefine sahip olduğunun bilincindedir. Anti-emperyalizm, cumhuriyetçilerin hiçbir zaman vazgeçemeyeceği temel ilkelerindendir. Darbe girişiminin hemen ardından Batı basınında çok ciddi bir dezenformasyonun oluşturulduğunun, alenen Türkiye Cumhuriyeti aleyhtarlığının yapıldığının bilincinde olan cumhuriyetçiler, emperyalizmin “demokrasi”, “insan hakları” gibi kavramları kullanarak Türkiye üzerinde oynamak istediği oyunun bozulması için mücadeleye hazırdır. Cumhuriyetçiler anti-emperyalizm ilkesini benimserken diğer taraftan da ülkenin modernlik yörüngesinden çıkarılmasına hizmet edecek olan “Batılı değerlere” düşmanlığı kışkırtan anlayışa sonuna kadar karşıdır. Yani emperyalizm her şeyi açıklamamaktadır; iç dinamiklere önem verilmelidir. Türkiye’nin yeri Ortadoğu veyahut genel anlamda Doğu değildir. Türkiye Cumhuriyeti Projesi ve deneyimi ne güç eksenli Batı’nın parçası olan bir Türkiye’ye ne de İslami Doğu’nun sıradan bir üyesi olan Türkiye’ye işaret etmektedir. Bir model olarak düşünülmesi gereken Türk modernliği hem Batı emperyalizmine hem de Doğu despotizmine karşı başka bir modernliğin mümkün olduğuna işaret etmektedir.

Cumhuriyetçiler sadece Gülen cemaatinin değil fakat tüm cemaatlerin devlette kadrolaşmasına, laiklik ilkesinin çiğnenmesine, devletin belirli bir inanç grubunun tekelinde olmasına karşıdır. Toplumsal tabakalaşma sisteminin dinsel ögelere değil, evrensel ölçütlere göre gerçekleşmesinin tartışılamaz olduğu gerçeğinden hareket eden cumhuriyetçiler laikliği din-devlet ayrışması gibi “sığ” bir yaklaşıma hapsetmekten şikayetçidirler. Laiklik, sadece din-devlet işlerinin ayrılması değil ama aynı zamanda tabakalaşma sisteminde, ekonomik sahada, eğitim kurumunda dinsel yakınlığın ve/veya uzaklığın rol oynamaması durumudur. Bu nedenlerle, cumhuriyetçiler tam bir laik siyasa anlayışına sahiptir ve bu siyasanın yeniden inşası için her türlü mücadeleye hazırdır.

DEMOKRASİ VE KAPİTALİZM
Cumhuriyetçiler demokrasinin tüm dünyada gerilediğinin ve buna karşı yeni bir vahşi kapitalizmin güç kazandığının farkındadırlar. Çağımızın temel çelişkisini demokrasi ve kapitalizm arasındaki çelişki olarak okuyan cumhuriyetçi tavır, ekonomik sahanın belirleyici temel dinamik olduğu şeklindeki indirgemeci anlayışlara karşıdır. Hannah Arendt gibi cumhuriyetçi düşünürlerin politik sahanın önceliğine hükmeden; insanlığın temel hedefinin “erdemli” insanların kamusal yararı, şahsi çıkarların üstünde tutması hedefi olduğu anlayışını ilke edinen cumhuriyetçiler, liberallerin ve bazı sol çevrelerin benimsediği “ekonomici” tutumun yerinden edilmesi gerektiğine inanırlar. Hem bireyci liberalizmin hem de kolektivist ideolojilerin sorunlara çözüm sunamadığını ve sunamayacağını bilen cumhuriyetçiler, bireyci liberal siyaset felsefesine karşı “dayanışmayı”, kolektivist siyaset felsefelerine karşı da “özgürlüğü” ilke edinirler. Liberalizmden önce özgürlük ve sosyalizmden önce dayanışma anlayışı cumhuriyetçi tavrın temel felsefesini ifade etmektedir. Tarihsel yörüngede bireyci liberalizm güç kazandıkça demokrasinin piyasaya kaybettiğinin ve alternatif olarak gündeme oturtulan kolektivist yaklaşımların egemen olduğunda da demokrasinin bürokrasiye karşı kaybettiğinin bilincinde olan cumhuriyetçiler cumhuriyetçi demokrasiyi önermektedir. Cumhuriyetçi demokrasi hem liberal hem de sosyalist anlayışların aksine tahakkümsüzlük olarak özgürlüğü benimser.

Cumhuriyetçiler ekonomik örgütlenme modeli olarak kapitalizmin alternatiflerinin tarihsel başarısızlıklarının ışığında, demokrasiyle asimetrik bir ilişkiye sahip olan kapitalizmi değil ama demokrasinin “yönlendirici” olduğu bir “göreli özerk” ekonomik modeli kaçınılmaz görür. Kapitalizmin sosyal dünyayı tek başına şekillendiren bir ekonomik model olduğu anlayışına karşı kapitalizmin ekonomik modernlik türleri içinde alternatiflerine oranla başarılı bir model olduğunun bilincinde olan cumhuriyetçiler, ekonomik etkinlikler sahası olarak kapitalizmin politik saha tarafından hukuki düzeyde ortak iyi için denetlendiği ve ilişkinin demokrasi lehine kurulduğu bir toplumsal örgütlenme modelini benimser. Bu model ekonomik sahanın toplum yararına düzenlenmesini ekonomik sahanın özerkliği açısından sorunlu bulmaz. Kamunun da rol üstlendiği bir tür karma ekonomik model hem ekonomik etkinlikler açısından özgürlüğü sakatlamaz hem de piyasa karşısında toplumu savunmasız bırakmaz. Yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal sorunları çözme hedefini kamusal sahanın üstünlüğü  ve ortak iyi ilkesi çerçevesinde gerçekleştirmek zorunluluğunu bilen cumhuriyetçiler, erdemli yurttaşların sorunların çözümüne özgürce katılımını benimser. İnsanlar müşterekte sorunlara sahiptirler ve bu sorunları müşterekte çözmek zorundadırlar. Katılım hem toplumsal hem de politik yaşamın esasını oluşturmaktadır. 

BİRLİKTE, TOPLUM HALİNDE YAŞAMAK
Cumhuriyetçilerin birlikte toplum halinde yaşama idealinin üç temel ilkesi laiklik, ulus-devlet  ve demokrasi ilkesidir. Birlikte yaşamamızı sağlayacak siyasa kültürel değerler üstüne kurulamaz. Cumhuriyetçi demokrasi laiklik ve ulus-devlet temelleri üzerinde yükselen dayanışmacı ve özgürlükçü bir siyasayı ifade etmektedir. Türk devleti uzunca bir süredir kültürel çoğulculuk lafazanlığı çerçevesinde yeniden formüle edilmektedir. Modern devlet böylece bir tür ortaçağ devletine dönüştürülmektedir. Türk devletinin bir tür “cemaatler devletine” dönüştürülmesi cumhuriyetçiler tarafından reddedilmektedir. Kültürel kimliklerin kışkırtıldığı sürecin ülkeyi son derece tehlikeli bir noktaya taşıdığının farkında olan cumhuriyetçiler laik ve demokratik ulus-devlet modelinin çağımızın tartışılmaz siyasası olduğuna inanmaktadır. Cumhuriyetçiler kültürel farklılığa ve çoğulluğa elbette saygı duymaktadır. Ancak, her kültürel grubun kendi dünya yorumu ekseninde meşrulaştırılmasını birlikte yaşama ideali açısından ayrıştırıcı bulmaktadır. Cumhuriyetçiler kültürel olanı ayrıcalıklı görmemekte aksine politik olanı birlikte yaşama sorununun çözümünde yegane alan olarak görmektedirler. 

Cumhuriyetçiler ülkede “ortalamanın zaferi” olarak ifade edilebilecek bilimsel, entelektüel ve sanatsal yoksulluğun temel sorunlardan biri olduğunu görmektedir. Niteliğe değil niceliğe öncelik veren siyasal anlayışın ülkeyi getirdiği nokta liyakatten ziyade sadakatin belirleyici olduğu bir tabakalaşma modelidir. Vasatların pohpohlandığı bir süreci yaşadık ve halen yaşıyoruz. Niteliğe, yaratıcılığa ve başarıya önem vermenin halk düşmanlığı olarak etiketlendiği sürecin aşılması bütün yurttaşlar için elzemdir. TÜBA ve TÜBİTAK gibi bilimsel kurulların, üniversitelerin liyakat usülüne göre yeniden yapılandırılması acil bir ihtiyaçtır. Üniversitelerin sayılarının mümkün olduğunca azaltılması ve yeni özel üniversitelerin açılmasının önüne geçilmesi ülke için son derece elzemdir. Evrensel, genel-geçer ölçütlerin işlediği bir akademinin yaşam bulması için ciddi reformlara ihtiyaç vardır. Sanatın özerkliği tıpkı bilimin özerkliği gibi ülkenin kurtuluşu için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Tiyatronun, sinemanın, müziğin, balenin yeniden hak ettiği konuma kavuşturulması vazgeçilmezdir. Tıpkı bilim ve sanat gibi sporun da özerkliğine kavuşturulması, siyasi dayatmalardan arındırılması ülke için önemli ihtiyaçlardandır.

Cumhuriyetçiler uzun süredir kadınların hayattan kovulduğunun farkındadır. Kadın evrensel olandan dışlanmakta, nesneleştirilmekte, şiddete maruz kalmakta, öldürülmekte, tacize uğramakta ve çalışma yaşamından kovulmaktadır. Kadınlara karşı çok aleni bir savaşın sürdüğünün farkında olan cumhuriyetçiler, kadın özgürlüğünü, eşitliğini sağlamanın ülkenin temel ihtiyaçlarından olduğunu düşünmektedir. Kadınların evrensel, laik değerleri içselleştirmelerini, çalışma yaşamına katılmalarını sağlayacak eğitim sisteminin inşası vazgeçilmez bir aciliyettir. Ortak iyiyi, kamusal yaşamın önceliğini içselleştirecek erdemli yurttaşlar yetiştirmeyi kendisinin temel hedefi olarak belirlemiş bir eğitim sisteminin inşası ülkenin sorunlarının çözülmesindeki en önemli ivediliklerden birisidir. Yurttaş eğitimi 21. yüzyılda da en önemli meselelerden birisidir. Laik, demokratik, hukukun üstünlüğüne inanan bireyleri yetiştirmek, cumhuriyetçilerin en eski ve en yeni meselesidir. İnsanları ayrıştıran, dine, mezhebe, şıha, şeyhe göre belirlenen öğretilerden derhal vazgeçilerek laik, evrensel öğretilere dönülmelidir.

Yukarıda bahsettiğim tavır ülke meselelerine ilişkin cumhuriyetçi tavırdır. Bu tavır ülkenin karanlıktan aydınlığa çıkışının da mutlak tavrıdır.     

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.