EİSENSTEİN’IN BAŞYAPITI ‘EKİM’ FİLMİ ÜZERİNE

Dünya sinema sanatına yön veren yönetmenlerin başında gelen Eisenstein’ın ‘Grev’ ve ‘Potemkin Zırhlısı’ filmlerinden sonra çektiği üçüncü uzun metraj film olan ‘Ekim’ tam anlamıyla bir sanat şehaseridir.

Eisenstein’ın başyapıtı ‘Ekim’ filmi üzerine

15 Aralık 2017 Cuma 16:04

Ali Rıza Özkan

Perşembe akşamı, yani 14 Aralık’ta, kısa bir süre önce İstanbul-Maltepe’de faaliyete geçen Sabahattin Ali Kültür Merkezi’nde (SAKMER), 1917 Büyük Proleter Sosyalist Devrim’in 10. Yıl kutlamaları şerefine Sergei Eisenstein tarafından çekilen “Ekim” filmini izledik.

SAKMER’de biraraya gelen müthiş ilgili ve bilgili bir toplulukla hem Eisenstein’in sinema sanatının orijinalitesini ve hem de Ekim devrimine yol açan süren ile sonuçlarını konuşma olanağını bulduk. Türkiye’nin entelektüel çölüne alışmış birisi olarak, kendimi biran bir aydınlanma vahasında hissettiğimi söyleyebilirim. Umarım, SAKMER bu vahayı zaman içerisinde daha da yeşillendirir ve ismini aldığı büyük edebiyatçımız Sabahattin Ali gibi, toplumcu ufkumuzun büyümesine katkı yapar.

EİSENSTEİN VE ‘EKİM’ FİLMİ
Dünya sinema sanatına yön veren yönetmenlerin başında gelen Eisenstein’ın ‘Grev’ ve ‘Potemkin Zırhlısı’ filmlerinden sonra çektiği üçüncü uzun metraj film olan ‘Ekim’ tam anlamıyla bir sanat şehaseridir. Batı sinema tarihi filmi “ajitasyon-propaganda eseri” olarak görmeden gelse de, ‘Ekim’, Eisenstein’in sinema teorilerinin hayat bulduğu, sonradan başta Hollywood olmak üzere tüm dünya sinemalarını derinden etkileyecek kamera, ışık ve kurgu yöntemlerini başarıyla denediği bir baş yapıttır.

Resimleri üst üste bindirerek tezatlık yaratmak, saniyenin yarısında aynı resmi ters yüz ederek şaşırtma etkisi sağlamak, farklı yönde hareketleri sağdan ve soldan resme katarak karşı karşıya getirmek ve daha pek çok yöntemi ilk kez Eisenstein bulmuş ve kullanmıştır. Sinemanın ayırt edici özelliğinin göz ve akıl arasındaki algıyı etkilemek olduğunu ve bunun da yolunun resim ve montaj hızını kontrol etmekten geçtiğini ilk keşfeden ve uygulayan Sergey Eisenstein’dır.

Eisenstein sonrası dönemde ise, Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’a kadar sinema sanatına ciddi bir katkı yapan yönetmen çıkmamıştır. Tersine, uzun bir dönemde kendisini tahkim ederek büyük kârlılığa sahip bir endüstri koluna dönüşen sinema Eisenstein’in sanatsal katkılarının üzerinde yükselmiştir. ‘Ekim’ filminde tam 3200 cuts (yani resim montajı) vardır. Bugün dahi, en hızlı montajların yapıldığı aksiyon filmlerinde ortalama 1800-2000 cuts olduğunu göz önüne alırsak, ‘Ekim’ filminin 1927 yılı koşullarında nasıl büyük bir emekle çekildiğini anlayabiliriz. Dolayısıyla, “ajitasyon-propaganda” tanımlamasıyla karalamaya veya değerini düşürmeye çalışanların filme ve yönetmenine ne büyük haksızlık yaptığı da ortaya çıkar.

‘EKİM’ FİLMİNİN SİYASİ MESAJI
Petersburg’da 1917 şubatında gerçekleşen ayaklanmalar Duma’nın geçici hükümet kurmasına yol açarken, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi’nin Bolşevik kanadının önderliğini yapan Lenin’in Rusya’da devrimci koşulların oluştuğu kanaatine ulaşmasını sağladı. Lenin, vakit kaybetmeden sürgünde yaşadığı Zürih’i terk ederek, Finlandiya üzerinden Petersburg’a geldi.

İngilizlerin dünya savaşındaki planlarına teslim olan Geçici Hükümet’in Almanya ile süren savaşa devam kararı alması, savaşın bütün yükünü çeken Rusya halkında barış yönünde büyük bir talep oluşturuyor, ancak Menşeviklerin halkın istekleri doğrultusunda bir karar almaları imkânsız görünüyordu.

Buna karşılık Bolşevikler, Almanya-Avusturya-Macaristan ile savaşın sonlandırılması, endüstri ve bankaların ulusallaştırılması ve tarım alanlarının köylüye dağıtılması taleplerini gerçekleştirecek işçi ve köylülerin Sovyet hükümetini kurmayı talep ediyorlardı. Menşeviklerin burjuvazinin ve uluslarası işbirliği içerisinde olduğu İngiliz emperyalizminin dayatmalarına boyun eğmesi, Bolşeviklerin toplumun büyük kesimini kendi talepleri doğrultusunda ikna etmelerinin önünü açtı. Bu çelişkiyi doğru değerlendiren Lenin ise, ilk başlarda en yakın yol arkadaşlarının dahi mümkün görmediği devrimi başardı ve tarihte ilk kez işçi-köylü Sovyetinin kurulmasına önderlik etti.

Sovyet devriminin en önemli tarihsel kazanımı yoksulların, emekçilerin de siyaset sahnesinde “yığın” olarak değil, özne olarak yer alıp zafer kazanabileceklerinin teyit edilmesidir. Nitekim, dünyanın dört bir yanında Sovyet devriminden ilham alan emekçiler ve ezilen milletler emperyalizme ve burjuvaziye karşı zaferler kazandılar. Kendi tarihimize düşülen kayıtlarda, birinci dünya savaşında Almanya yanında savaşa girmemize neden olan Enver Paşa’nın dahi kendisini Moskova’da kabul eden Karl Radek’e Bolşevik sempatizanı olarak tanıtması veya devrimci Ankara Hükümeti’nin lideri Mustafa Kemal’in mecliste Bolşevik olarak suçlanması gibi olaylar Bolşevikliğin o dönemdeki etkisi ve itibarı hakkında ipucu verecektir.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.