HERKESİN KENDİ TARIMINI YAPACAĞI BİR SARAY'I YOK!

Torun Ahmet TÜRKMEN

28 Şubat 2018 Çarşamba 13:53

Bir parti düşünün; 16 yıl iktidarda olsun. 16 yıl boyunca, ülke tarım ve hayvancılığında hiç bir olumlu gelişme olmasın. Gelişme olmadığı gibi çok büyük gerileme olsun.

Türkiye tarımsal üretim alanında; AKP eliyle tam bir yok oluş sürecine girmiş bulunuyor. Üstüne üstlük, 16 yıl boyunca tarımsal alanlar imara açılarak, tarımsal ve hayvancılık alanları iktidar yandaşlarının yağmalarına açılmış durumda. Nüfus artışına paralel olarak artması gereken tarımsal üretim büyük oranda düşmüş, ilgili hiç bir kalemde bir ilerleme olmadığı gibi, tarihin en düşük üretim seviyeleri oluşmuş durumda.

Yıllardır ‘işim iyi, halimden memnunum’ diyen bir üretici kalmamış. Halinden memnun bir üretici varsa çıksın söylesin, girdi ve ticari spekülatörler hariç... Yakın zamana kadar bir çok üründe Türkiye, kendine yeten, hatta üretim fazlasını ihraç eden bir ülke iken, bir kaç yıldır tüm ürünlerde dışa bağımlı hale gelinmiştir.

En önemlisi, ülkede tarımsal üretim düştükçe uluslarası, insan sağlığı açısından ‘genetiği değiştirilmiş’ ürünlerin piyasaya girmesinin önü açılmaktadır. Görünen o ki AKP hükümetinin uyguladığı tarım politikasının altında bu var. Toplum sağlığı için açık bir tehdit oluşturan, kanserojen olduğu tescilli bu ürünler ‘kar’ uğruna ülkeye sokulmaktadır. Özellikle İsrail ve Amerika kökenli “Cargill” firmasının bu alandaki ‘ünü’ biliniyor. Bu firma bir çok ülke tarafından ‘istenmeyen firma’ ilan edilerek kovulmaktadır.

Türkiye Cargill gibi firmaların cirit attığı ülke olmuştur. Bu durum Türkiye halkı için büyük bir tehdittir. Ülkesini, kendi toplumunu seven, insan sağlığına önem veren her birey bir biçimiyle bu olgu karşısında duyarlı olmak durumundadır. Canlı hayvan üretimi, nüfusun artmasına rağmen olağan üstü gerilemiş. Et tüketiminin önemli bir kısmı diğer ülkelerden karşılanır hale gelmiştir.

Girdi fiyatları her yıl ortalama enflasyonun kat be kat üzerinde artmış, çiftçi aracıların insafına terk edilmiş durumda. Bu noktada iki örnek çok çarpıcıdır. Buğday fiyatı son 12-13 yıldır hiç artmazken, mazot fiyatları bu süre içinde yaklaşık 3-4 katına ulaşmıştır.

Çiftçi yıllardır bankalara, devlet kurumlarına borçlanarak üretir durumdadır.

Kısacası, üretici çok zor durumdadır.

1 trilyon dolara yaklaşmış olan ülke dış borç miktarının bir kısmı tarım ve hayvancılık sektöründeki bu gerilemenin ürünüdür.

Tarım ve hayvancılıktaki bu durum nedeni ile,  kırsalda, köyde yaşama şansı bulamayan büyük bir kitle, büyük şehirlerin varoşlarına yerleşmekte, buralarda yoksulluk içinde yaşayarak, kimlik erozyonu tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Görünen o ki, AKP iktidarı bu kitlenin, yoksunlukları ve çaresizliklerinden faydalanarak, çeşitli vaatler ve inanç sömürüsü ile kendi çevresinde tutmaya çalışmaktadır ve konuda başarılı olmadığı söylenemez.

Bu konuda kendilerini solda tanımlayan partilerin toplumsal ve oy tabanı olarak çok önemli olan bu toplumsal güçleri, onların çıkar ve beklentilerine uygun olacak şekilde kucaklayacağı, uygulanabilir bir programla ortaya çıkması önemli ve acil bir talep olarak ortadadır.

Bu durumun sürdürülebilir bir durum olmadığı gerçeği, ziraat odaları, çiftçi birlikleri tarafından son dönemlerde sıkça dillendirilir hale gelmiş bulunuyor.

Eğer, her gün soframıza giren ürünleri denetleyemiyor, sağlıklı ürün yetiştiremiyor isek, halk sağlığı nasıl korunacak?

Bunun yolu denetlenebilir, tüm ülkeyi kucaklayacak bir sağlık politikasından geçiyor.

Unutmayalım, herkesin kendi tarımsal ürününü yetiştirecek sarayı ve sarayın içinde bahçesi yok.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.