IRAK KÜRDİSTANI VE İSRAİL

Burak Cop

28 Eylül 2017 Perşembe 07:48

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) bağımsızlık referandumuna açıkça destek veren tek ülke İsrail oldu.

Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığından rahatsız olması için sebep bulunmayan AB ülkelerinden referandumun ertelenmesi çağrıları geldi. Hem 1991’den beri o topraklara çok “yatırım” yaptığı ve Barzani’yle hep yakın ilişkiler içinde bulunduğu için, hem de Suriyeli Kürtlerin YPG’si ile ciddi bir müttefiklik ilişkisi içinde olmasından ötürü KBY’nin bağımsız bir devlet olmasını olsa olsa isteyecek bir güç olan ABD de aynı çağrıyı seslendirdi.

Peki bu çağrıların ardında ne vardı? Türkiye, İran ve Irak’ın bölgeye müdahale etme olasılığının yol açacağı sonuçlardan mı çekindiler, şeklen yapmak zorunda oldukları açıklamaları bir prosedürü yerine getirircesine mi yaptılar, yoksa Barzani’ye el altından “sen bizim açıklamalarımıza aldırma, harekete geç” mi dediler? Bunu bilmemize imkân yok. Önemi de yok.

Barzani’ye referandumu geri çekme çağrısında bulunan son ülke ise Suudi Arabistan oldu. 20 Eylül’e kadar ses vermeyen S.Arabistan bu tarihte, yani oylamaya 4 gün kala “bölgede ve Irak’ta yeni krizlere yol açmaması” için referandumun askıya alınması çağrısında bulundu.

S.Arabistan, düşmanı İran ve onun müttefikleri Suriye ile Hizbullah’a karşı tamamen ABD ve İsrail’le aynı safta. Tabii Suudilerin bu ikisiyle yakınlığı çok daha köklü, derin ve katmanlı. Suriye topraklarında ABD ile YPG’nin iyice müttefikleştiği bir süreçte Suudilerin de bu ikilinin arkasında durduğunu kabul edebilir, bu duruşun önümüzdeki dönemde daha da görülür hale geleceğini öngörebiliriz.

PYD Eşbaşkanı’nın ve Suriye Demokratik Meclisi Eşbaşkanı’nın geçen yaz Suudi medyasına, S.Arabistan’a çiçekler atan ve İran’ı kötüleyen demeçler vermeleri boşuna değildi. (YPG adı anılan 2 örgütlenmenin silahlı gücüdür). Suudiler İran’ı, İran’ın nüfuzu altındaki Irak’ı ve İran’ın müttefiki Suriye’yi sıkıntıya sokmak için hem Irak’ın hem de Suriye’nin kuzeyindeki Kürt devletleşmesini memnuniyetle karşılayacaktır. Yani bölgede kabaca iki eksen beliriyor: Bir yanda ABD-S.Arabistan-YPG-KBY (son ikisi birbirinin rakibi ama olsun). Karşılarında ise Rusya-İran-Irak-Suriye.

Türkiye’yi mi soracaksınız? O derbeder bir pinpon topu.

***

Tabii ilk eksende bir de beşinci ülke var ki, ABD ve S.Arabistan mecburiyetten ya da göstermelik olarak Barzani’ye “referandumu ertele” derken o çok açık sözlü davranarak bunu bile yapmadı: İsrail.

İsrail Başbakanı Netanyahu 2005’ten beri ülkesinin, enerji kaynaklarına erişimi için Musul-Kerkük ve Suriye üzerinden Akdeniz’e bir petrol boru hattı yapılması gerektiğini söylüyor.

Suriye’nin 2011’de saldırıya uğramasının temel sebebinin dönemin Katar Emiri Hamad’ın, Katar gazını Suriye üzerinden Akdeniz’e taşıma planının Beşar Esad tarafından reddedilmesiydi. Esad Katar’la değil İran’la anlaştı. İran’ın planı kendi gazını Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a taşıyıp oradan da AB’ye pazarlamak üzerineydi. Körfez sermayesinin de ayrılmaz bir parçası olduğu Batı kapitalizminin ilişki ağlarının enikonu dışında bir ülke olan Suriye, stratejik konumunun kurbanı oldu ve büyük oranda dış kaynaklı vahşi bir saldırıya uğradı.

Suriye’deki rejimi devirip yerine İslamcı bir devlet kurmak isteyen aktörlerin Suriye’yi kendileri için uygun güzergâha sahip boru hatlarıyla donatma planları İsrail için de gayet güzel planlardı.

Yukarıda Netanyahu’nun gönlünden geçen boru hattı güzergâhından söz ettik. Buna İran-Suriye-Hizbullah aksının İsrail’in düşmanı oluşunu da eklediğimizde, İsrail’in hem Irak’ın hem de Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletleşmesinden ne denli memnun kalacağı anlaşılmaktadır. Bu işin öznesi de Irak’ta Barzani, Suriye’de PKK çizgisindeki YPG’dir.

***

İlkin 2014’te Iraklı Kürtlerin bağımsızlığı lehinde açıklama yapan Netanyahu, referandumdan tam 1 hafta önce KBY’nin bağımsızlığına desteğini açıkladı. Netanyahu bunu yapan ilk dünya lideri oldu.

Netanyahu’nun çıkışı bir sürpriz değildi. İsrail Adalet Bakanı da 11 Eylül günü “İsrail, en azından Irak bölgesinde, Kürtlerin bağımsızlığını destekliyor” dedikten sonra Kürdistan’ın kurulmasının İsrail ve Batı’nın çıkarına olduğunu, artık ABD için de bunu destekleme vakti geldiğini söyledi.

Netanyahu “Biz PKK’yı terör örgütü olarak görüyoruz ama Türkiye terörist Hamas’ı destekliyor” derken, yaklaşık 3 hafta önce İsrail Eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yair Golan Washington’da katıldığı bir toplantıda PKK’nin bir terör örgütü olmadığını düşündüğünü söyledi.

Bu arada Haaretz gazetesine konuşan üst düzey bir KBY yetkilisi, İsrail’in Kürdistan’ın bağımsızlığına verdiği yüksek sesli desteğin komşularıyla hassas ilişkilerine zarar verdiğini, İsrail’in kendilerine gerçekten yardımcı olmak istiyorsa sessiz bir diplomatik etkinlik içinde bulunarak, Beyaz Saray’ı, bağımsızlığa destek açıklaması yapması için ikna etmeye çalışması gerektiğini söyledi.

Fakat o KBY yetkilisi “İsrail fazla tezahürat yapmasın lütfen” derken, KBY sokaklarında İsrail’e tezahürat vardı. 16 ve 22 Eylül’de Erbil’deki bağımsızlık mitinglerinde İsrail bayrakları açıldı. 22 Eylül’deki mitingde daha önce Erdoğan ve Barzani ile Diyarbakır’da aynı sahneye çıkan Şivan Perwer de bir konser verdi.

KBY bağımsızlık arzusuna, Suriyeli Kürtler de kalıcı statü hedeflerine ulaşabilecek mi onu bilemiyoruz. Fakat şunu tahmin etmek zor değil: Erbil sokaklarındaki görüntüler Kürtlerden çok diğer bölge halklarının kolektif hafızasında yer tutacaktır. 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.