KİM BİLİR... NEDEN OLMASIN?

Torun Ahmet TÜRKMEN

11 Şubat 2018 Pazar 16:20

Son günlerde, bir olgu var ki dikkatlerden kaçtı. Dikkatlerden kaçmamasını sağlayacak olan, iktidar alternatifi olması gereken muhalefet partileri değil midir? Muhalefet partilerinde -hükümet işleyişini sürekli takip altında tutan, gerektiğinde anında müdahale eden, ortaya çıkan çelişkileri kamuoyuna açıklayan bir mekanizma -ne yazık ki- yok.

Bu konuda sorumluluk ne yazık ki bireysel çabalara kalıyor.

Siyasi iktidar bunun bilincinde. Bu durumu gönül rahatlığı ile kullanıyor.

Peki, kamuoyunun gözünden kaçan olgu ne. AKP iktidarı ta kurulduğu ilk günden beri, toplum içindeki durumunu görmek ve özellikle yaratmak istediği algıyı oluşturmak için ‘anketleri ve anketlerin dilini’ kullanıyordu. Ama son dönemlerde bu var mı? Hükümet tarafından yaptırılan bir anketi, anket sonucunu hiç bir yerde görüyor ya da duyuyor muyuz? Belki çok gizli bir şekilde yapılıyordur. Ben bilmiyorum. Görünürde bir şey yok.

Bu günlere kadar her politik açılımını anket sonuçlarına dayandırdığını söyleyen AKP iktidarı birdenbire anket çalışmalarını adeta ‘askıya’ alıyor. Neden?

Çünkü, Türkiye’de hiç bir şey iyi gitmiyor. Gitmediği gibi, kötü gidişat kamuoyundan saklanamıyor da. Bu anlamda yapılan bir çalışma, anket aynı anda kamuoyuna sızıyor.

Burada, bir saptama yapmak gerekiyor. Toplumsal algı belirli oranda değişmiş durumda. Gerek ekonomik veriler, gerekse toplumsal algıda hükümet aleyhine ciddi bir değişim yaşanıyor.

Bu durumu siyasi iktidar gördüğü için anket yaptırmıyor. Yaptırıyorsa da sonuçlarını açıklamıyor.

Gelelim olgunun en kötü yanına. Bu gerçeği topluma açıklayacak, vatandaşı alternatif projelerle siyasi iktidarın karşısına dikecek muhalefet partilerimiz bu durumu görmüyor, ortada gözükmüyor. Sırra-kadem basmış durumdalar.

Geçen hafta sonu ‘değişim’ beklentisi ile kurultayını toplayan CHP, bırakalım değişim beklentisine cevap vermeyi, var olan dinamiklerini bile elde tutmakta zorlanacağı bir sürece girmiş bulunuyor.

HDP’deki gelişmeler zaten evlere şenlik. Bugün toplayacağı kurultayının sonuçlarını birkaç gün önce saptamış gözüküyor. Buna göre, yeniden ve bir üst düzeyde Türkiye’lilik, birlikte yaşam kavramları üzerinden atak yapma, tabanını toparlama yerine ‘bu dönemi bir şekilde geçiştirme, üzerimize gelinmesini önleme’ gibi tanımlanabilecek bir çizgiyi benimsemişse benziyor.

Her iki partide derin bir ‘vurdumduymazlık’ içinde. Kendi ördükleri kozalarının içinden çıkmamayı seçmiş gözüküyorlar.

Bakalım kozalarının içinde rahat edebilecekler mi?

Oysa hükümet acziyet içinde. Özellikle ekonomik olarak ne yapacağını, nasıl bir çıkış bulacağını bilemiyor. Önünde hiç bir çıkış yolu da gözükmüyor. Daha savaşın faturası tam olarak yansımış da değil.

Hükümet nasıl rahat olsun?

- Dünyadan sıcak para Kaynakları tümden kesilmiş.
- Ödemeler dengesi açığı had safhaya ulaşmış.
- Ülkede üretim, çok sınırlı sektörler dışında -ki bunların çoğu devlet destekli kendi yandaşları- durma noktasına gelmiş.
- ilişkileri iyi olduğu bir komşu ülke kalmamış. Suriye topraklarında zaten savaş yürütülüyor.
- Sanayi üretimini elinde tutan işverenler ve özellikle TÜSİAD üyeleri ülkede hukukun, demokrasinin olmamasından, bu nedenle sermaye ve sıcak para girişlerinin olmamasına isyan ediyorlar. İşverenlerin üzerinde sürekli bir siyasi tehdidin olduğu yerde bunlar olabilir mi?

Son günlerde kamuoyunda sıkça gündeme gelen, yurt dışı medyada dillendirilen bir olgu daha var ‘kimi şirketlerin varlıklarını hızlı bir şekilde yurt dışına kaçırdığı, var olan banka borçlarının üzerine yatmak istendiği’ şeklinde. Hükümet bu konuda hızlı bir şekilde kamuoyunu aydınlatmak zorundadır. Unutulmamalıdır ki, bu kaynaklar ülkenin kaynaklarıdır. Bunda Türkiye insanının emeği ve hakkı vardır.

Artık eskisi gibi ırkçılık çağrıştıran milliyetçilik bir ay öncesine göre daha az etkili oluyor. Toplumun kafasında oluşan sorular büyüyor.

Bunlar ve benzeri nedenlerle bunalan siyasi iktidar çareyi baskıyı çeşitlendirip, şiddetini arttırmakta buluyor. Ne yaman çelişkidir ki, bir yanda basit anlamda muhalefet etmekten aciz, sol değerlere sırtını dönmüş bir CHP, silikleşmiş, varlığı- yokluğu sadece yeni tutuklamalar olduğunda belli olan bir HDP’nin olduğu bir sol muhalefet görüntüsü, diğer yanda ülkeyi baskı, hukuksuzluk ve şiddet olmadan, OHAL şemsiyesi olmadan yönetemeyen bir iktidar, diktatörlük rejimi.

Muhalefet partilerinin bu aymazlığının aksine toplum içinde çıkış yolu arayışları, bu doğrultuda tartışmalar yaygınlaşmaktadır. Küçük küçük sivil inisiyatifler ortaya çıkmakta. Belli olmaz belki bu küçük dereler birleşir, büyük bir ırmağa dönüşür. Hatta muhalefetin pişkin yöneticilerin üzerinde ‘had bildiren’ bir etki yapar. Kim bilir. Neden olmasın...

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.