KURUMSAL HUKUKSUZLUKLAR ALTANGİLLERİN SUÇLARINI ÖRTEMEZ

Mehmet Altan ile bu konuda aynı fikirdeyim, bir akademisyenin bir köşe yazarının, bir gazetecinin terör örgütü ile ilişkisi söz konusu ise, bu elbette herkesi rahatsız etmeli ve hukuken geçerli dayanaklar ve deliller ile bu husus soruşturmalı. Lakin!...

Kurumsal hukuksuzluklar Altangillerin suçlarını örtemez

12 Ocak 2018 Cuma 18:02

Çağlar Ezikoğlu

Türkiye’de yerleşik bir algı haline geldi kurumsal hukuksuzluk kavramı. 2007 yılından sonra AKP iktidarının güçler ayrılığı ilkesini zedelemeye başlaması ve yargıda hakimiyet kurma çabaları ile başlayan hukuksuzluk süreci günümüzde tam anlamıyla bütün yargı sistemine sirayet etmiş ve kurumsal bir hal almıştır. Tabi bu sürece su taşıyanlar ve AKP iktidarına bu süreçte en hayati desteği verenler de bu kurumsal hukuksuzluktan nasibini alacaktı bir gün. Defalarca uyardık, yarattığınız siyasi iktidar size büyük bir canavar olarak geri dönecek diye defalarca yazdık ama dinlemediler. O dinlemeyenler ve AKP-FETÖ kumpaslarına koşulsuz şartsız destek verenler bugün yargılanıyor.

Ama ne yazık ki bu yargılamalar da gerçeği ortaya çıkarmak amaçlı ve basiretli bir şekilde yapılamıyor. Mehmet Altan hakkında yazacağımı az çok tahmin etmişsinizdir. Kendisinin Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında FETÖ’nün medya ayağında önemli bir görev aldığını, bu davalar hususunda kamuoyunu yönlendirme ve etkileme konusunda faaliyetlerde bulunduğunu ve FETÖ’nün üst kadrosu ile yakın ilişkiler içerisinde olduğunu düşünüyorum. Ve haliyle kendisi hakkında açılan soruşturma ve iddianamede de bu hususların hukuka uygun ve inandırıcı delillerle desteklenerek bu şahıs hakkında adil bir yargılama yapılacağını umuyordum. Lakin diğer birçok FETÖ iddianamesinde olduğu gibi, Mehmet Altan hakkında açılan soruşturma ve hazırlanan iddianamede olabildiğince zayıf ve hukuki dayanaktan yoksundu.

İddianamede Mehmet Altan için yapılan en büyük suçlama, darbeden bir gün önce FETÖ’nün yayın organı Can Erzincan TV’de katıldığı televizyon programında darbe iması ile birlikte verdiği subliminal mesajlardı. Programın tekrarını izlemiştim ve o programda Altangiller ve Nazlı Ilıcak’ın 15 Temmuz darbesini önceden bildiğine dair bir kanaat gelişmişti bende. Lakin böylesi bir kanaat hukuki delillerle desteklenmediği müddetçe hukuken hiçbir anlamı yoktu. İşte burada ‘çöp iddianame’ dememin sebebi de bu. Aslında böylesi zayıf bir iddianamenin ortaya çıkmasının sebepleri de var. Birincisi siyasi iktidar FETÖ iddianamelerine Ergenekon-Balyoz kumpaslarının dahil olmasını istemiyor zira bu kumpaslarda FETÖ’ye en büyük desteği veren yine siyasi iktidardı. İkinci önemli unsur FETÖ’yle iltisaklı olan özellikle liberal gazeteci ve yazarların yine AKP ile olan geçmişe dayalı sıkı-fıkı ilişkilerinin açığa çıkması da istenmiyor. İşte böylesi bir tabloda Altangilleri ancak subliminal mesaj vermekle suçlayabilirsiniz ki yargılama süreci olan da buydu.

Böylesi bir basiretsiz yargılama sürecinde Anayasa Mahkemesi dün itibariyle Mehmet Altan hakkında hak ihlaline karar vermişti. Fakat davaya bakan yerel mahkemeler ülkede yerleşik kurumsal hukuksuzluğa paralel olarak şu ana kadar Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnmeyi tercih etti. Bu açıdan bakıldığında tam bir hukuksal garabet ile karşı karşıyayız. Lakin daha vahimi bu kurumsal hukuksuzluk sürecinden faydalanarak kumpasçı Altangiller ve diğer Fethullahçı çete mensuplarını temize çıkarma çabasıdır. Tekrar ifade etmek gerekiyor ki, Altangillerin basiretli bir şekilde yargılanamıyor olması demek onların masum olduğu anlamına gelmiyor. Siyasi iktidarın kendi çıkarlarını düşünerek bu şahısların adil yargılanması hususunda bazı geçmiş ilişkileri göz ardı etmesi ve iktidara bağlı savcıların bu geçmiş ilişkileri sorgulamadan şahıslar hakkında yeterli delili ortaya koymaması, bu şahısların FETÖ ile olan ilişkisinin hiç olmadığı anlamına gelmez. Kaldı ki bahse konu şahıslar bugün ‘birileriyle ilişkili olmalarının ve gazeteci sıfatıyla yazı yazmalarının’ suç teşkil etmediğini iddia ediyorken, benzer suçlamalarla yıllarca hapislerde çürüyen Ergenekon-Balyoz mağdurları için aynı düşüncede değillerdi. Örneğin Mehmet Altan, zamanında yeğeni Sanem Altan ile yaptığı röportajda bakın ne demiş[1];

Sanem Altan: Ergenekon’un 12’nci dalgasında üniversite rektörleri, hocaları göz altına alındı. Gözaltıların üniversitelere sıçrayacağını tahmin ediyor muydunuz? Yoksa şaşırdınız mı?

Mehmet Altan: Türkan Saylan’ın resmi hepimizin vicdanını yaralayan bir resimdi ama o resmin arkasına gizlenip herkesi suçsuz ilân etme kurnazlığının da anlamı yok. Çünkü Ceza Kanunu değişti. Eskiden şüphelendiği adamı alırdı polis, döve döve işlemediği suçu kabul ettirirdi. Şimdi delil bulunmadan sanığa gidilmiyor. O yüzden sukûnetle bir bakmak lazım meselelere. Ayrıca sanıklardan birinin (Erol Manisalı) Ergenekon sanığı Levent Ersöz’le kameraya çekilmiş bir konuşması var. Onlara darbe tekniklerini öğretiyor. Bir hoca Jandarma Komutanlığı’nın başındaki bir askerle niye görüşür ve ona niye darbe aklı verir? Türkan Saylan’ın sağlık durumu vicdanlarımızı nasıl rahatsız ettiyse, bir hocanın bu ilişkileri de rahatsız etmeli. Bu yapılanlar bana ‘Vicdanlar farklı mı çalışıyor?’ sorusunu sorduruyor. Saylan için ayağa kalkanların neden Zirve Kitabevi’ndeki vahşete sesini çıkarmadığını sorduruyor. Yoksa aslında vicdanınız yok da Ergenekon’u kapatmak için mi vicdanınız var numarası yapıyorsunuz? Devlet o toplumun en üst örgütüdür. Bizde devletin olduğu her yerde paralel bir devlet daha var. O da Ergenekon Devleti... Bu dava devletin Soğuk Savaş devletini tasviye hareketi. Bunu engellemeye çalışıyorlar.

Mehmet Altan ile bu konuda aynı fikirdeyim, bir akademisyenin bir köşe yazarının, bir gazetecinin terör örgütü ile ilişkisi söz konusu ise, bu elbette herkesi rahatsız etmeli ve hukuken geçerli dayanaklar ve deliller ile bu husus soruşturmalı. Lakin o günlerde televizyon ekranlarında AKP yandaşı ağzıyla darbeciler yargılanmalı diyen Mehmet Altan ve onun zihniyeti ne Türkan Saylan ne de diğer Ergenekon kumpası mağdurların yaşadığı hukuksuzluklardan dem vurmuştu. Aksine hukuka aykırı ve gerçek olmayan delillerle yargılanan bu insanları her fırsatta darbeci olarak kamuoyu nezdinde suçlamaya kalkışmışlardı.

Şimdi siyasi iktidarın basiretsizliği yüzünden darbecilerle ilişkisi olan, FETÖ’nün kumpaslarına bile isteye destek verip kamuoyunu ve yargıyı bu yönde etkileyen Mehmet Altan ve diğer şahıslar hakkında gerçekleri açığa çıkaracak bir soruşturma yapılamıyor. Yargılama süresince yaşanan kurumsal hukuksuzluklar ise sadece FETÖ’ye ve ona yardım yataklık eden bu kullanışlı kumpasçılara tetikçilere yarıyor. Fakat unutmasınlar ki, bu hukuksuzluklar onların geçmişte yaptıkları hiçbir suçu ortadan kaldırmadı, kaldırmayacak da!..


[1] http://www.haber7.com/guncel/haber/396230-altana-gore-akpyi-asan-bir-irade-var

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.