MEMLEKETİMDEN POLİTİKACI MANZARALARI

Çok yineledim. Bir profesör “örtünmeyen kadınlar fuhuşa davet ederler” diyor. Üç profesör “müziğin her türlüsü günahtır” diye buyuruyor. Bir tarihçi “Yunan kazansaydı çok iyi olurdu..." deyiveriyor.

Memleketimden politikacı manzaraları

30 Aralık 2017 Cumartesi 18:46

Coşkun Özdemir

Atatürk’ten ve İnönü’den sonra gelen politikacılar Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkan yurtseverleri mutlu etmediler, uzun yıllar onlara huzur vermediler. Adeta karşıdevrimci olmasalar da ona yol açtılar. O büyük liderin ülkeyi her bakımdan kalkınmaya götürecek aydınlanmacı yolunu izlemediler. Türkiye çağdaşlık, sanayileşme, bilim yolunda ilerleyemedi. En büyük yoksunluğumuz akıl bilim ve aydınlanma olmaya devam etti. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu laiklik halka mal edilemedi. Batıl inançlarla, hurafelerle, dinsel bağnazlıkla mücadele etmediler. Atatürk’ün hedefi çağdaş bir bilim toplumdu. İktidarlar oy getirecek dinci politikaları bilimselliğe tercih ettiler. Aydınlanmayı umursamadılar. Ülke halkı akla bilime dayanan bir eğitimden yoksun bırakıldı. Özgür bir birey olamadı. Kendi çıkarını, ülkesinin iyiliğini, huzura, refaha götürecek yolu öğrenemedi. Yurdunu nasıl seveceğini bilemedi. Politikacı bu yoksunluklardan yarar umdu.

Bugün çok çalışkan, çok gayretli ve yetenekli yorulmak bilmeyen bir cumhurbaşkanımız var. Halkın küçümsenemeyecek bir bölümü onu başlıca din duyguları nedeni ile seviyor ve destekliyor. Bu güçlü   liderin Atatürk’ün dünyasından çok farklı bir dünyası var. Onu kurabilmek için var gücü ile çalışıyor. Bu nedenle o konuşurken tüm ülkeyi kapsamasını, sarıp sarmalamasını beklediğimiz bu başkanı dinleyince, onun benim cumhurbaşkanım gibi konuşmadığını, bizim  benimsediğimiz laik, aydınlanmacı, modern bir hukuk devletini hedeflemediğini  görüyoruz. Beni ve benim gibileri hiç sevmiyor. Hatta neredeyse  düşman gibi görüyor. Biz cumhuriyetçilerin bakışına  görüş ve düşüncelerine karşı çıkmakla kalmıyor, onlara ağır suçlamalarda bulunuyor. Necip Fazıl’ın ‘Başyüce’si gibi ulaşılmaz, eleştirilmez bir yüce kişi... Muhalefeti yerle bir ediyor, iler tutar taraf bırakmıyor bu suçlamalarıyla. Dinleyicilerden büyük alkış alıyor, o konuşurken bir kucaklama buluşturma değil; bir kutuplaşma, cepheleşme mücadelesi izliyoruz adeta. Zaten daha en başlarda “dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz” demişti. Bu kindar sözcüğü çok şey anlatıyor. Oysa hep birlikte Türkiye sorunlarına çare aramalı değil miyiz? Bakın, bir YÖK yöneticisi “okumuşları gördükçe beni hafakanlar basıyor” diyor. Cahilleri tercih ettiğini itiraf ediyor.

Çok yineledim. Bir profesör “örtünmeyen kadınlar fuhuşa davet ederler” diyor. Üç profesör “müziğin her türlüsü günahtır” diye buyuruyor. Bir tarihçi “Yunan kazansaydı çok iyi olurdu; saltanat ve hilafet devam ederdi. Yakında heykelleri, köpek leşleri gibi ardımızda sürükleyeceğiz” deyiveriyor. Üstelik bunu söyleyen tarihçi saray sofrasında oturuyor. Bir diyanet başkanı “nişanlıların el ele tutuşması caiz değildir” derken yeni diyanet başkanı “erkekler faksla, SMS ile boşama yapabilirler” diyor. Yeni atanmış bir maarif müdürü “kadınlar yalnız sokağa çıkarsa rastladığı her erkekle zina etmiş sayılır” diyor.

Bu örnekler onlarca yüzlerce arttırılabilir, muhalefeti yerin dibine batırırken. Cumhurbaşkanımızın bunlara diyeceği bir şey yok. Bence emperyalizmi bir tarafa koyarsak Türkiye’mizin başlıca iki büyük sorunu var. Büyük yazar düşünür Doğan Kuban “okumayan, merak etmeyen, öğrenmeyen bir toplumuz” diyor. Çok doğru. Sokaklarda yürüyenlerle yapılan bir ankette Kıbrıs’ın Türkiye’nin neresinde olduğunu bilemeyen, bir yılın kaç hafta olduğunu hesap edemeyen, Cumhuriyet hangi yıl ilan edildi bilemeyenlerin çoğunlukta olduğuna tanık olduk. Milyonlar biyolojik yaşıyor. Uluslararası indekslerde her konuda en gerilerdeyiz. Hızlı ve ciddi bir  yoğun eğitime ihtiyacımız var ama AKP iktidarı bunu umursamıyor. Belki de iktidar iyi bir eğitimi öncekiler gibi tehlikeli buluyor. Çünkü oylarını Türkiye halkının beyninden almadığını iyi biliyor. Aydınlanma yolunda olmadığını bildikleri imam hatip okullarını tercih ediyorlar…

Bu masum ve çoğunluğu biyolojik yaşayan halkın inançları ve kutsalları da sağlıklı değil. Yukarıda örneklerini verdiğim ilahiyatçılarla, Diyanet İşleri başkanlarıyla, imam hatip okullarıyla, türban taktıran ana okullarıyla dinlerini iyi öğrenebilmeleri mümkün değil. Yaşamları anladıkları kadar din, namaz, oruçla sınırlı. Yaşar Nuri gibi gerçek din bilginini çabuk kaybettik. İzleyicileri var, aydınlanmayı aklı reddetmeyen ilahiyatçılara şiddetle ihtiyacımız var.

Dilerim 2018  huzur ve aydınlık getirsin. 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.