MİLLİ İRADE PALAVRASI VE REKTÖR ATAMALARI!

ABC Günün Analizi

Milli irade palavrası ve rektör atamaları!

14 Kasım 2016 Pazartesi 17:59

Milli iradeymiş!.. Bırakın bu palavrayı. Sizin milli iradeden anladığınız tek şey, hile ve hurdayla kazandığınız seçimler ya da size verilen oylardan ibaret. İki yüzlüsünüz, siyasal yalancısınız. Sahtekarlık ve hile yapmayı, tuzak kurmayı, insanları aldatmayı siyaset yapma yöntemi olarak benimsiyorsunuz. Üstelik bu ahlaksızlığı “takiye” diye bir de kutsuyorsunuz.

Siz hiç bir zaman “milli irade” denilen ve bu ülkenin kurucu lideri tarafından “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” diye yetkin bir şekilde ifade edilen ilkeye inanmadığınız. Hatta bu ilkeyi küfür saydınız. Allah’ın hakimiyetine şirk koşmak, yani onun iradesine ortak olmak şeklinde tanımlanan en büyük günah olarak gördünüz.

Sizin ‘millet’ kavramından aldığınız da aynı şey. Siz AKP ya da siyasal İslamcılara oy vermeyenleri millet saymadınız. Onları düşman ya da en hafif deyimiyle yoldan çıkmış günahkarlar diye nitelediniz.
Cehaletiniz, ilkelliğiniz, Ortaçağ artığı değerleriniz ve yaşam anlayışınızla; Doğu’nun en büyük aydınlanma atılımını karartmaya çalıştınız. Büyük Fransız Devrimi’nin Müslüman dünyasındaki tek ve en görkemli yorumu ve ürünü olan Cumhuriyete dinmez bir kinle saldırdınız. Toplumun aklını ve vicdanını yeniden Ortaçağ’a iade etmek için elinizden geleni yaptınız.

Siz milli irade dediğiniz ilkeye hiçbir zaman inanmadınız. Sizin üstadınız olan, İslamcı faşizmin ideologlarından ve beşinci sınıf şair Necip Fazıl Kısakürek’in, “Dininizi, kininizi unutmayın” dediği ve Mustafa Kemal’in ‘Gençliğe Hitabesi’ne karşı, güya alternatif bir “Hitabe” diye yazdığı; sizin de her fırsatta kürsülerden okuduğunuz edebi bakımdan bir sefalet düzeyindeki o şiiri biliyoruz. O şiirde, “Meclis’in duvarındaki ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ yazısı indirilip, yerine ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Allah’ındır’ yazana kadar kıyama (isyana) devam edin” dediğini unuttuk mu sanıyorsunuz?

Üniversitelerde öğretim üyelerinin oylarıyla rektör seçilen hocaların yerine hiç oy alamayanları ya da en düşük oy alanları rektör diye atamak, hangi “milli irade” anlayışına sığar, bunu bize anlatır mısınız? Olağanüstü Hal (OHAL) yetkilerini kullanarak bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile rektörlük seçimlerini kaldırmak hangi demokratik ilkeye dahildir, bunu bize söyler misiniz?

* * *

Size oy vermeyen milyonlarca insan, -hadi hile yapmadığınızı varsayalım- yani bu milletin yüzde 51’i bu ülkeyi taşıyan en gelişkin nüfus kesimini oluşturuyor. Üreten, katma değer yaratan, vergi veren, teknoloji üreten, bu ülkenin kültür ve sanatını yapan, modern demokrasiyi içselleştirecek bilince sahip olan kesimleridir onlar. İşçidir, emekçidir, köylüdür, öğretmendir, mühendistir, hekimdir, hakukçudur, memurdur, esnaftır... O insanlar bu ülkeyi ayakta tutan kesimdir.

Dünyada, üniversitelerini medreseye çevirdiği, ilk ve orta öğretimini din okullarına dönüştürdüğü, bilim yerine tartışılamaz, sorgulanamaz, itiraz edilemez doğmaları geçirdiği, kadını toplumun dışına ittiği için kalkınan, gelişen, yükselen tek bir İslam ülkesi var mı? Peki, bırakın bunu bir kenara gelişkin bir İslam ülkesi var mı? Yok! Hiç düşündünüz mü, neden?

Petrolü ve doğal zenginlikleri bulunmadığı halde kalkınan, yükselen ve Batı’yı yakalayan tek ülkenin Türkiye olmasını tesadüf mü sanıyorsunuz? Bunun nedeni açıktır; aydınlanma devrimi ve cumhuriyet! 

Öyle ki, kurulduğu yıllarda bir çiviyi bile üretecek durumda olmayan, okuma yazma oranının yüzde 3 düzeyinde kaldığı Türkiye’yi 1970’lerde dünyanın 10. Büyük ekonomisi yapan, İtalya’yı yakalamak üzere olan, AB’ye doğrudan üye olması için rica edilen bir ülke olması, kendiliğinden mi gerçekleşti sanıyorsunuz? Peki, İtalya G-7 üyesi olduğu halde, nasıl oldu da Türkiye “insani gelişkinlik endeksinde” dünyanın 65’inci ülkesi haline düştü.

Bunun nedeni açık; Türkiye’nin yıldızı sizin yüzünüzden kararıyor. Siyaset sınıfının ve varlığını Cumhuriyete borçlu burjuvazinin kendi devrimine ihanetinden dolayı bu ülke acı çekiyor!..

* * *

Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin en seçkin eğitim kurumlarından biri olan Boğaziçi Üniversitesi'ne, seçimlere bile girmeyen Prof. Dr. Mehmed Özkan'ı rektör olarak atadı. 

Oysa, Boğaziçi Üniversitesi'nde 12 Temmuz 2016'da yapılan rektörlük seçimlerinde Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, 348 oyla, yani toplam oyların yüzde 86’sını alarak birinci seçilmişti. Ancak, aradan aylar geçmesine rağmen Erdoğan rektör atamasını gerçekleştirmemişti. 

Geçen 29 Ekim'de çıkarılan bir KHK ile rektörlük seçimleri kaldırıldı. Böylece üniversitelerin zaten sınırlı olan özerk yapısı bütünüyle tasfiye edildi. Şimdi soruyoruz; hani OHAL darbecileri tasfiye etmek için ilan edilmişti? Boğaziçi Üniversitesi ve diğer üniversitelerde yapılan rektörlük seçimleri ile darbe arasında nasıl bir ilişki var? Allah aşkına biri bunu bize açıklayabilir mi? Böyle bir riya görülmüş şey mi?

Boğaziçi Üniversitesi’nin seçilmiş Rektörü Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, akademisyenlerin çiğnenen onuru ve iradesini içine sindiremedi, istifa etti. Üstelik, “akademik yaşamımı sonlandırıyorum” diye insanın içini acıtan bir açıklama da yaptı.

AKP iktidarı böyle bir kötülüğü bu ülkeye neden yapıyor? Bu ülkenin bilim kurumlarını kurutarak, en pırıltılı akademisyenlerini mesleklerini bırakmaya zorlayarak neyi amaçlıyor?

Türkiye’yi karanlıklar içinde debelenen bir Pakistan’a çevirmekle, belki zihniyet dünyanızda ideolojik bir tatmin sağlayacaksınız, ama bu ülkeyi kıytırık, içine kapalı, çağından kopmuş, derin bir cehalet içinde kıvranan zavallı bir toprak parçasına çevireceksiniz. Geride ne Türkiye kalacak ne de cumhuriyet! 

Buna izin vermeyeceğiz! Bu ülke size bunu yaptırmayacak. Dahası, size izin vermemekle de kalmayacağız, bu ülkeyi daha aydınlık, daha eşitlikçi ve toplumcu bir cumhuriyet düzeyine yükselteceğiz. Göreceksiniz!

Keski Kalem

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.