MUHALEFETSİZLİK!

İbrahim Kaya

04 Nisan 2018 Çarşamba 10:03

“Toplumun kalp atışları neden duyulmuyor?” başlıklı son yazımda iktidar değişimine ilişkin koşulların uygun olduğunu ama hem kalabalık kitlelerle iktidarın kurduğu güçlü ilişkinin hem de muhalafetsizliğin bu değişimi “bugün için” “olanaksız” kıldığını belirtmiştim. O yazıda iktidarın kitlelerle kurduğu ilişkiyi ele almıştım ve şimdi sıra muhalefetsizlik konusunu değerlendirmekte. Bir taraftan AKP iktidarları uzun zamandır ekonomik, politik ve kültürel sahalarda kitlelerle kurdukları güçlü ilişkinin meyvelerini “hala” topluyor, diğer taraftan da bu iktidarın karşısında deyim yerindeyse dökülen bir muhalefet hatta daha doğrusu muhalefetsizlik var ve iktidarın gücünü sağlamlaştırmada belirleyici bir rol oynuyor. Birinci konuyu son yazıda değerlendirmiştim ve şimdi ikincisine ayrıntılı olarak bakalım.

MUHALİF OLMANIN ANLAMI
Öncelikle muhalefetsizlikten neyi kastettiğimi açıklamam lazım. Bunun için de muhalefetin anlamını değerlendirmekle işe başlamak gerekir. Muhalefet, itiraz etmeyi, iktidarla aynı fikri paylaşmamayı, iktidarın yürüttüğü politikaya karşı olmayı, eleştirel davranmayı anlatan bir terim. İlk bakışta, dolayısıyla, muhalefet etmek; uyumsuz olmak, aykırı olmak hatta biraz da mızıkçılık etmek anlamına gelmektedir. Muhalifliği bu anlayışla sınırlı tutsak, esasında, Türkiye’de muhalefetsizlikten bahsetmek mümkün olmaz. İktidara karşı olan, aykırı olan, itiraz eden, hatta mızıkçılık eden yeterince grup ve parti var. Ancak, muhalefet sadece itiraz eden, aykırı tutumu olan, eleştiren, mızıkçılık yapan gruplar veya partiler olarak tanımlanamaz. Mevcut iktidarın veya gücün (hangi alanda olursa olsun) ideolojisinin, politikalarının, uygulamalarının yanlışlığını teşhis etmek muhaliflik için ilk önemli adımdır. Ancak, bundan daha önemli olan adım “alternatif” bir programla insanların (seçmenlerin deyin isterseniz) önüne çıkmak ve onları ikna etmek için “çalışmaktır”. Yani eleştirmek, itiraz etmek muhalif davranış için vazgeçilmez başlangıç noktasıdır ama alternatif bir program, ideoloji, politika ortaya konulamazsa veya ortaya konulsa bile topluma sunmak için çalışma yapılmazsa, bu durumda muhaliflik koşulları yerine getirilmiş sayılamaz. Dolayısıyla, muhalefetsizlik, muhalif olmanın koşullarının yerine getirilmediği bir durumu ifade etmektedir. Yani hem eleştirelliği hem de alternatifi sunmayı ve topluma anlatmayı gerektiren muhalifliğin aksi muhalefetsizliktir. Türkiye’de muhalefetsizlik, öyle bir boyuttadır ki, iktidarın (daha doğrusu Cumhurbaşkanının) değişmesi için koşullar uygun olduğu halde, bunun gerçekleşmesini neredeyse olanaksız kılmaktadır. Şimdi bu duruma yakından bakalım.

ALTERNATİF OLMAK
Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi, Yeni Türkiye ekonomik, politik ve kültürel sorunsallıklara bulduğu çözümler (esasında çözümsüzlükler) nedeniyle büyük krizler yaşamaktadır. Ekonomide modernliği olmayan kapitalizm; politikada çoğunlukçu-araçsalcı demokrasi; kültürde seküler-bilimsel bilgiyi reddeden gericilik sonuç itibariyle ayrışmış bir toplum yaratmış durumdadır. Yani esasında bu sözü edilen üç sahanın ve sonuç itibariyle de toplumun “yeniden inşası” kendini dayatan temel gereksinimdir. Toplum “büyük uzlaşısını” (Cumhuriyeti) önemli ölçüde yitirmiş durumdadır ve yeniden toplum inşası esasında Yeniden Cumhuriyet inşasını dayatmaktadır. Demek ki Türkiye’de bugün muhalefetin yapması gereken devasa bir alternatif program hazırlığıdır ve bu yönde de çalışma muhalifliğin temelini oluşturmaktadır. Muhalefet partilerinde bu anlamda bir alternatif program çalışmasını göremiyoruz. Aksine “gündelik” politikanın işlediği zannı muhalefette oldukça güçlü. Oturmuş, kurumsallaşmış demokratik rejimlerde (yani demokrasinin bir tartışma konusu olmadığı, bütün tarafların demokrasi üzerinde hemfikir olduğu rejimlerde) muhalefetin “gündelik” politika ile iştigali anlaşılabilir bir durumdur. Enflasyonu konuşmak, bütçe hedeflerini değerlendirmek, nüfus politikaları hakkında tartışmak, okulların sayısını artırmak veya azaltmak hususunda fikir beyan etmek gibi gündelik politik uğraşlar, ancak, oturmuş demokrasilerde iktidar değişimine yönelik etkin çalışmalar olabilir. Bizim gibi büyük sorunlarla boğuşan toplumlarda başka türde bir politikaya ve dolayısıyla başka türde bir muhalifliğe ihtiyaç vardır. AKP iktidarının toplumun önemli bir bölümünü ikna ettiği, ikna edemediği bölümüne karşı da zoru kullanmaktan geri durmadığı bir dönemde muhalafetin deyim yerindeyse radikalleşmesi gerekmektedir. Nasıl bir ekonomik politika, nasıl bir siyasa anlayışı ve ne türde bir kültürel model ile iktidarı değiştirme mücadelesine girdiğini öncelikle ortaya koyması şarttır. Bu çerçevede de nasıl bir toplum modelini hedeflediğini netleştirmek durumundadır. Örneğin, çok açık bir dille karma ekonomik politikayı savunan; kamuculuğa ağırlık veren; dayanışmacı bir toplum modelini benimseyen; Aydınlanmacı kültürel sahayı “amasız” savunan bir programla ana muhalefetin yola çıktığını düşünelim; ancak, böyle bir durumda yurttaşların heyecan duyması ve toplumun kalbinin atması sağlanabilir. Yani mevcut durumu ekonomik, politik, kültürel sahalar ve toplum modeli açısından savunmanın hiçbir gereği kalmamıştır, çünkü cumhuriyet kaybedilmiştir, dolayısıyla, çözüm yeniden inşadadır. Bu türden yeniden inşa programları hazırlayan, çözümü yeniden kurtuluş ve kuruluşta gören muhalefet partisi yok. Dolayısıyla, insanları (seçmenleri deyin isterseniz) heyecanlandıracak ve değişim için yola çıkmalarını sağlayacak bir muhalefet yok, dolayısıyla, muhalefetsizlik var.

ÇOK ÇALIŞMAK
Sorun sadece yeniden inşa üzerinde çalışan ve alternatif program hazırlayan muhalefetin yokluğu değil, ama aynı zamanda böylesi bir programı topluma taşıyacak “çalışkan” kadro sorunu da var. Muhalif partiler esas itibariyle (eğer kitlesel destek peşindelerse) kitlelerle güçlü ilişkiler kuran ve bu ilişkileri uzun süreli canlı tutan örgütlenmelerdir. Bu ilişkilerin geniş kitlelerle kurulması iktidar olmak için vazgeçilmez temeli oluşturmaktadır. Bu da esas itibariyle siyasal partilerin “militanlarının” sağlamlığı ile işlemektedir. Siyasal parti militanları, partinin programı ile insanlar (seçmenler) arasında ilişki kurmanın asli aktörleridir. Militanlar diye ifade edilmelerinin nedeni parti programı ve ideolojisi için hayatlarının büyük bölümünü feda etmelerinin gerekliliğinin bilincinde olmalarıdır. Gece-gündüz demeden çalışmanın, ama çok çalışmanın kendi partilerinin zaferi için esası oluşturduğunu parti militanları bilirler. Burada sözünü ettiğimiz gerçek manasıyla parti militanlarının AKP dışında hangi büyük kitlesel partide var olduğu sorusu kolayca yanıtlanamaz. Sadece seçim dönemlerinde değil ama yılın her dönemi insanlarla (seçmenlerle) ilişki içinde olmak; sorunlarını bilmek; çözüm bulmak; her daim samimiyet sergilemek, insan (seçmen) kazanmak için vazgeçilmez çalışmadır. Bu anlamda çalışan partilere baktığınızda onların nasıl da başarılı seçim sonuçları aldığını görürsünüz. Muhalif partilerde, özellikle bazı muhalif partilerde, il, ilçe örgütlerindeki yöneticiler kendilerini “büyük siyaset teorisyeni” olarak görmektedir. Militanlığı, yani partinin programını insanlara anlatmayı basit, küçük işlerden saymaktadır. Halbuki üstlendiği veya getirildiği pozisyon tam da militanlık pozisyonudur yani her gün koşmasını, insan dinlemesini, insanlarla ilişki kurmasını gerektiren pozisyondur.

Sonuç olarak; her iki açıdan da baktığımızda, gördüğümüz olgu; Türkiye’nin ciddi bir muhalefetsizlik sorunu yaşamakta olduğudur. İktidar Partisi özellikle de Cumhurbaşkanı bu sözü edilen muhalefetsizliği kendi çıkarları doğrultusunda elbette iyi kullanmaktadır. Gündemi sürekli belirleyen ve dolayısıyla muhaliflerin konuşabileceği alanın sınırlarını çizen iktidar elbette kazançlı çıkmaktadır. Halbuki memleket ekonomik, politik ve kültürel krizlerin tam da içindedir ve toplum ciddi anlamda kutuplaşmış durumdadır. Yani tam da yeniden kurtuluşun yolunun açılabileceği bir dönemdir ama muhalefetsizlik bu olanağı önemli ölçüde tersine çevirmekte ve iktidarın gücünü sağlamlaştırmaktadır. Bir önceki yazıda dile getirdiğim AKP’nin kitlelerle kurduğu güçlü ilişki ve şimdi bu yazıda dile getirdiğim muhalefetsizlik, iktidarın gitmeyeceği hususunda güçlü bir algı oluşturmaktadır. Dolayısıyla, analiz bu noktaya kadar umutsuz hatta karamsar niteliktedir. Ancak, esasında, en başında söylediğim gibi, iktidar değişimi için koşullar uygundur, fakat muhalif partilerin gündelik siyasetin sınırlarını aşması ve alternatif programla toplumun önüne çıkması; “çok çalışkan” olması gerekmektedir. Şu an için hiçbir muhalafet partisinde bu anlamıyla bir muhaliflik göremiyoruz, dolayısıyla, muhalefetsizliği aşacak “yeni aktörlere” veyahut “yenilenen aktörlere” ihtiyaç gittikçe büyüyor!

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.