PIRILTISINI VE GÜCÜNÜ YİTİREN ÜLKE!

ABC Günün Analizi

Pırıltısını ve gücünü yitiren ülke!

08 Ocak 2017 Pazar 16:23

Türkiye hızla kıytırık, devletinin aklı ve bilimi terk ettiği, eğitimi medreseleşen, dinin dar bir yorumunun toplumsal ve siyasal yaşamı düzenlemeye başladığı, halkı hurafelere inanan, kadınları kapatılan geri bir Ortadoğu ülkesi haline geliyor.

Bölgede, kazanması imkansız bir savaş bataklığının içine itilen Türkiye, Ortadoğu’nun dinsel ve etnik şiddette dayalı kör terör olgusunu da devralıyor. Türkiye, meydan ve sokaklarında bombalar patlayan, intihar eylemcilerinin ne zaman ve nerede karşımıza çıkacağını bilmediğimiz bir ülke haline geliyor.

AKP iktidarı ülkeyi karartıyor, umutlarını söndürüyor. Toplumda derin bir tedirginlik hali yaygınlaşıyor. Bütün ülkede bir 'umut krizi' yaşanıyor. Türkiye sanki fırtına öncesindeki o tedirgin edici sessizlik döneminden geçiyor. Ülke yön duygusunu kaybetmiş halde savruluyor.

Oysa, doğal zenginliklere (petrol vb.) sahip olmayan bu ülkenin bütün gücünü yaratan şey, aydınlanma çağını yakalamasını sağlayan 1876 ve 1908 çizgisinden gelen büyük cumhuriyet atılımıydı. Durum böyle olduğu halde; AKP iktidarı ve onunla paralel hareket eden -tarikatları, cemaatleri, vakıfları, dernekleri, legal ve illegal örgütleri ile- siyasal İslamcı hareket, Türkiye’nin yıldızını sömdürmeye, onu bütün tarihsel kazanımlarıyla birlikte felaketle sonuçlandığı bilinen bir önceki çağın değerler dünyasına çekmeye çalışıyor.

İslamcı terör örgütlerinin yılbaşında gerçekleştirdiği son katliam, Türkiye’nin dinci şiddet sarmalına girdiğini ortaya koyarken, diğer yandan toplumun fay hatlarında biriken gerilimi de harekete geçirdi. Ülke, tarihinde hiç olmadığı kadar bölündü. Toplum şizoid bir yarılmanın bütün semptomlarını yaşamaya başladı.

* * *

Cüppeli Ahmet Hoca adlı süzme cahil bir “hoca-efendi” ülkenin en etkili kanaat önderi haline gelirken, laikliği savunmak artık tutuklanma nedeni olmaya başladı. Örneğin, laiklik kampanyası yürüten, bu çerçevede kahvelerde konuşmalar yaparak IŞİD’in Reina katliamını kınayan bildiriler dağıtan Halkevi üyesi gençler tutuklanırken, İslamcı örgütlerin yılbaşı kutlamalarını "kafirlik" ilan eden tebliğ faaliyetlerine ise kimse müdahale olmadı.

AKP Cumhuriyetin temellerine saldırarak ülkenin siyasal ve toplumsal yapılanmasını yıkarken, gerçekte Türkiye’yi Türkiye olmaktan çıkarıyor. Ülke bütün gücünü, etkinliğini, İslam dünyasındaki farklılığını ve öncü rolünü yitiriyor. Batı’yı yakalama ve aşma iddialarını ise anımsamıyor bile . Çünkü, siyasal İslamcı hareketin iktidardaki örgütlü gücü olan AKP, hedeflediği rejimi kurmak için Cumhuriyetin bütün kurumlarını yıkmayı zorunlu görüyor.

Ancak, AKP yıktığı Cumhuriyetin yerine kendi rejimini, düzenini, sistemini kuramıyor. Buna gücü yetmiyor. Durum böyle olunca ortada sadece bir enkaz, yozlaşma, dağılma hali kalıyor. Toplumu ulus olarak bir arada tutan zeminler imha ediliyor. Artık bu ülkede bir birinden siyasal, kültürel, duygusal ve psikolojik bakımdan uzaklaşarak kopan birden çok “millet” bulunuyor.

* * *

Durumu dünyanın önde gelen gazeteleri, entelektüelleri, siyaset bilimcileri ve devlet yöneticileri de görüyor. Kısa sayılabilecek bir süre önce bölgenin “süper gücü” diye nitelendirilen Türkiye –ki bu değerlendirme çok yanlış değildi ve biz daha çok ‘bölgesel’ ya da ‘alt emperyalist’ ülke diye tanımlıyorduk - IŞİD adlı dinci bir terör örgütünün bile savaş ilan ettiği seviyeye düştü. Ordusu, önce Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarıyla, daha sonra 15 Temmuz darbe girimi ile kendi içinde adeta yıkıma uğramış, Emniyet Teşkilatı dinci örgütlerin yuvalandığı aygıta dönüşmüş bir ülkenin gücünü koruması zaten mümkün değildi. Bu durumun dünyanın gözünden kaçması ise imkansızdı.

Örneğin, etkili İngiliz gazetesi The Independent’ın, Reina katliamının hemen ardından yayımladığı makale hayli çarpıcıydı. Başyazısını Türkiye’ye ayıran Independent, “Osmanlı’nın 100 yıl önceki çöküşünden bu yana, bu ülkenin birliği ve geleceği hiç bu kadar kırılgan olmamış, gücü hiç bu kadar açık bir biçimde azalmamıştı. Bu durum, bölge, Avrupa ve dünya için kötü haber” deniliyordu.

AKP hükümetinin siyasi muhalefet üzerinde artan baskısının yanı sıra, Kürt sorunu ve Suriye konusundaki politikalarının da eleştirildiği başyazıdan geniş bir alıntı alarak, Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel dönemecin nasıl ele alındığını görmeye çalışalım. Makalenin ana tezini özetleyen bölümde şöyle deniyor:

“Yeni yılla birlikte, bütün Ortadoğu’nun istikrarsızlaşmasının devam ettiğine ve hatta bu durumun 2017’de hızlanabileceğine dair kanlı bir hatırlatma meydana geldi. Suriye iç savaşında kırılgan bir ateşkes sağlanmış olabilir, fakat son birkaç yılda bölgedeki ulusların yakın tarihte tahayyül edilemez biçimde, bölünmesine ve yok edilmesine sahne oldu.

“Domino taşları gibi, Irak, Libya, Suriye ve Yemen korkunç acılar çekti; bunun bedelini yaralananlar, yas tutanlar ve evsiz kalanlar hâlâ ödüyor. Mısır erimenin eşiğinde görünüyor. Şimdi de bölgesel bir süper güç, NATO üyesi ve uzun zamandır bu acımasız gelişmelerde kurbandan çok bir aktör olduğu düşünülen Türkiye de şiddetin altında eziliyor.

“Düşük yoğunluklu terör, Türkiye’de neredeyse norm haline geldi. Neredeyse her ay ayrım yapmayan türden siyasi cinayetler işleniyor; düğün davetleri, havalimanları, askeri konvoylar, partiye (eğlenmeye) gidenler, Rusya büyükelçisi ve şimdi de, bazı köktendincilerin gözünde Türkiye’nin laik seçkinlerinin sözüm ona ahlaksız yaşam biçiminin sembolü olan önde gelen bir gece kulübü.

“En tehlikeli ve ahmakça olanıysa, Türkiye Kürtlerle savaşta yararlı bir güç olarak göründüğü sürece IŞİD’e göz yumdu. (...) El Nusra Cephesi’yle ne yapacağına tam olarak karar veremedi. Bunların hiçbiri Türkiye’nin de Erdoğan’ın da pek işine yaramadı. Bu durum Türkiye hükümetinin, ulusun karşı karşıya olduğu tehditlerin doğasını ve büyüklüğünü anlayamadığını ortaya koyuyor.

“İstanbul’daki bir gece kulübünde 39 sivilin IŞİD tarafından öldürülmesi Türkiye’de son haftalarda gerçekleşen katliamların sonuncusu. Saldırıların failleri farklı olabilir, fakat toplu vahşetin biriken etkisi Türkleri gittikçe artan korku iklimi içinde ve istikrarsız yaşamaya razı ediyor. Aynı zamanda açıkça görülüyor ki Türk hükümeti bu saldırıları nasıl engelleyeceğini bilmiyor.” (The Independent, 2 Ocak 2017)

Gözlem ve tespitler çok net. Yakıdaki analizin en çarpıcı yanı, “Osmanlı’nın 100 yıl önceki çöküşünden bu yana bu ülkenin birliği ve geleceği hiç bu kadar kırılgan olmamış, gücü hiç bu kadar açık bir biçimde azalmamıştı” değerlendirme ile, AKP hükümetinin, “Ulusun karşı karşıya olduğu tehditlerin doğasını ve büyüklüğünü anlayamadığı” şeklindeki tespitidir. Bu satırların altını çizin. Çünkü bu gözlem, bir çözülme ve yıkım haline ve/veya sürecine işaret etmektedir.

* * *

İngiliz gazetesinin analizi, 70 yıldır devam eden karşı devrim sürecinin bütün mantıksal sonuçlarına ulaşmak üzere olduğu anlamına geliyor. Çünkü Türkiye laik/seküler yatağından koparılıyor. Dahası yeniden dinci/teokratik rejime sahip bir ülke haline geliyor. Dramatik bir yıkım ve dağılma, bütün nsurlarına doğru daralma ve ayrışma yaşıyor. Bu durum güç ve etkinlik kaybının temelini oluşturuyor.

Biz, daha önceki bir dizi analizimizde, AKP İktidarının, gücünün zirvesinde olduğunun sanıldığı bu dönemde gerçekte tarihinin en zayıf döneminden geçtiği tespitini yaptık. Bu değerlendirme hala geçerlidir. AKP’nin güç kaybının nedenlerinden biri de, ülkede yol açtığı yıkımdır. Enkazın altında kalanlardan biri de, yeni bir kuruluşu gerçekleştiremeyen, bunu yapmak için bilgisi, görgüsü, birikimi, insan kaynakları yetmeyen AKP iktidarıdır.

AKP iktidarı, fikir akrabalığı içinde olduğu İslamcı terörle esaslı şekilde mücadele edemiyor. İktidar bu terörü  önleyemez durumda. AKP’nin, ülkeyi içine soktuğu kaostan çıkaracak gücü, yeteneği ve bir gelecek tasarımı yok. Tek çare olarak daha fazla şiddete, baskıya, devlet zoruna ve sindirme yöntemlerine baş vuruyor. Rıza üretimi için elinde dinden/mezhepçilikten başka araç kalmadı. Bu nedenle örgütlediği cehaleti ve kötülüğü toplumsallaştırarak harekete geçirmeye çalışıyor.

AKP’nin devleti ve toplumu yeniden örgütleme ve kendi düzenini kurma amacıyla topluma dayattığı gerici anayasa ve başkanlık sistemi, İslamcılar tarafından “legal” tek çıkış yolu olarak görülmektedir. Ötesi kaosun derinleşmesi ve çatışma, dahası iç savaş demek.

Ancak, yapılacak referandum Erdoğan-AKP iktidarından kurtuluş için bir fırsata da dönüşebilir. Bunun için akılcı, iyi düşünülmüş, çok katlı ve dönemin ihtiyaçlarına uygun bir strateji geliştirmek ve mücadele yürütmek gereklidir.

Bunun için bütün şartlar hazır. Karamsarlığa gerek yok. Büyük bir toplumsal direniş dalgası her an yükselebilir. Eğer muhalefet bu dalgayı içerebilirse onunla birlikte yükselir, değilse bu dalga onu da aşar ve yıkıcı bir karakter kazanır.

Keskin Kalem

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.