SİYASETTE 'EZİKLİK' KOMPLEKSİ!

ABC Günün Analizi

Siyasette 'eziklik' kompleksi!

23 Kasım 2016 Çarşamba 15:52

Ahmet Hakan önceki gün yayımlanan yazısında (Hürriyet gazetesi, 21 Kasım 2016) CHP’nin muhalefet yapma tarzıyla dalga geçmiş. Hakan, “CHP en azından Fatih Ürek tavrı koymalı” demiş. Ahmet Hakan’ın üslubu, cinsiyetçi bazı çağrışımlar yapan kavramları bir yana, bu eleştirisinde bir gerçeklik payı olduğu açık.

Anımsanacağı gibi CHP, AKP'li bakanları kapsam dışında bırakan ve salt bu nedenle bir siyasal sahtekarlıktan ibaret olan dokunulmazlıkların kaldırılması için Anayasa değişikliği yapılması önerisine destek verdi. Parti yönetiminin, “Anayasaya aykırı olduğunu biliyoruz, ama bunu istismar edip partimizi hedef göstermemeleri için bu öneriye destek vereceğiz” diye gerekçelendirdiği bu tutumun neresinden baksanız tutarlı bir tarafı yoktu.

Nitekim, dokunulmazlıkların kaldırılması sonucu önce HDP Eş başkanlarının da arasında olduğu bir dizi milletvekili tutuklandı. Sıranın CHP’ye gelmeyeceğinin, hatta Kemal Kılıçdaroğlu’na bile dokunulmayacağının hiçbir güvencesi yoktur.

Bilindiği gibi, CHP, kendisine darbeci denmesin diye Yenikapı mitingine katıldı. Oysa, mitingine katıldığı AKP 15 temmuz darbecilerinin 13 yıllık ortağıydı. Cumhuriyeti, daha yakın geçmişte Cemaatle birlikte boğazlayan ve yıkılmanın eşiğine gelen gerici bir iktidarın elinden tutmak, onun ayakta kalmasını sağlamaktı. Bir muhalefet partisinin, iktidar alternatifi bir hareketin tutumu böyle olamazdı. Ama oldu! Çünkü CHP, kendisine yöneltilen suçlamaların ağır etkisi ve ideolojik baskısı altında hareket ediyordu.

CHP yönetimi bir kez daha kendisinin ne söyleyeceğinden, doğru olduğuna inandığı siyasetten çok, iktidar partisinin, liberallerin, gericilerin kendisi hakkında ne diyeceğini önemsiyordu. Böyle yapınca, bir kez daha iktidar partisinin çizdiği sınırlar içinde kalmaktan, nesnel olarak AKP gericiliğinin amaçlarına –istemeden de olsa- hizmet etmekten kurtulamıyordu.

Ortada tuhaf bir durum var. CHP sanki kendisini iktidar partisine, liberallere, bazı köşe yazarlarına ve gericilere kanıtlamayı, onların eleştirilerinin geçersiz olduğunu göstermeyi her şeyden daha önemli görüyor. Bu hastalıklı bir durumdur. Bir öz güven eksikliği, dahası siyasal-psikolojik komplekstir. Dinci kesimlere şirin görünmeye çalışarak, onlar açısından korkulmaması gereken bir parti olduğunuzu kanatlamayı öncelikli iş edinerek gericiliğe ve islamo-faşizme karşı mücadele edemezsiniz.

CHP, kimliğine yöneltilen ve çoğunun hiçbir temeli olmayan eleştirilerden öyle etkileniyor ki, kendisini Cumhuriyetin bütün kötülüklerinin sorumlusu gibi görüyor. Durum böyle olunca, bütün gücüyle artık değiştiğini kanıtlamaya çalışıyor. Oysa bu ülkenin yönetiminde 60 yıldır bulunmadığını (tek başına iktidar olmadığını) bile  unutuyor.

Örneğin, "terör örgütüyle işbirliği yapıyor" derler korkusuyla, Kürtlerle her türlü siyasal temastan kaçınıyor. Oysa bu suçlamayı yöneltenler İmralı'da "terör örgütünün başı" dedikleri Öcalan'la görüştüklerinde kendilerini eleştirenleri umarsamadılar bile. Tam tersine, o dönemde başta CHP olmak üzere muhalifleri "Statükocu, çözüm karşıtı, Kürt düşmanı, neo-faşist " ilan ettiler. CHP o zaman da kendisinin Kürt düşmanı olmadğını kanıtlamaya çalışıyordu. 

Dolayısıyla, CHP öncelikle bu kompleksten, 15-20 yıldır içine sürüklendiği bu tuhaf duygudan, gerçeklikle ilgisi olmayan suçluluk psikozundan kurtulmalıdır. Bu siyaset yapma tarzını artık terk etmelidir. Son üç seçimin sonuçları ortadadır. Ortada bir başarı olmadığı gibi, bu çizginin (% 25'in) altına düşmek de mümkün değildir.

CHP ve kendisini bu partide ifade eden sol çevreler, esas olarak savunma değil bir siyasal hücum halinde olmalı, kapsamlı bir karşı atak geliştirmeli ve ideolojik-tarihsel inisiyatifi yeniden ele geçirmelidir. Uzlaşmaya değil, kavga etmeye ihtiyaç var. Çünkü, kavga bir kez başlamışken uzlaşma aramak, dayak yemekle sonuçlanır. Önce saldırganı etkisizleştirmek ve saldırıyı püskürtmek gereklidir. 

Ülke iç savaşa doğru sürüklenir ve CHP’nin bütün varlık gerekçelerine saldırılırken, “Biz imam hatipleri kuran partiyiz” diyerek muhalefet yapmaya kalkışmak, yenilgiyi kabul etmek demektir. Çünkü, "Din düşmanı derler" korkusunun belirlediği bu yaklaşımla gerecilik ve siyasal islamla mücadele edemezsiniz.

Bu tutum, yani toplumdaki muhafazakarlığa ve dinsel gericiliğe taviz vermek ya da göz kırpmak, dindar yurttaşların saygı duymasını da sağlamayacak, tam tersine derin bir güvensizliğe yol açacaktır. Çünkü kendi doğrularına güvenmeyen bir parti ya da siyasal hareket kaşısındakilerde de güven yaratamaz. Bu, sosyo-psikolojik ve siyasal bir yasadır.

Laiklik ve Cumhuriyete yönelik, tarihte örneği görülmemiş ölçüde gerici bir saldırı yürütülürken; dahası bir Ortaçağ devleti olan ve çürüyerek çöken Osmanlı övgüsü böylesine yükselirken, Abdülhamit cahilce yüceltilirken CHP bu tartışma alanlarının hiç birinde gerçek anlamda yok.

Neden? Din düşmanı sanmasınlar diye!

Bugün laiklik ve cumhuriyet gerçekte sahipsizdir.

Ülkenin bu tarihsel dönemeçteki ihtiyacı, halkçı bir toplumsal düzen, kamucu bir ekonomi ve amasız-fakatsız bir laiklikten başka şey değildir. 

CHP eziklik kompleksinden, kendisini kanıtlama derdinden, “liberaller ya da muhafazakarlar ne der” duygusundan hızla kurtulmalıdır. Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın CHP ile dalga geçtiği yazasının nedeni de sözünü ettiğimiz bu komplekstir. 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.