TÜRKİYE, AFRİN VE TALİHSİZ COĞRAFYA ORTADOĞU

Mehmet Tanlı/ Almanya

26 Şubat 2018 Pazartesi 10:53

Bu köşe yazımda dünyanın en kanlı savaşlarının yaşandığı tüm semavi dinlerin çıkış yeri olan, kadim halkların yaşadığı, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, önemli enerji kaynaklarına sahip bir coğrafya olan Ortadoğu üzerine bir şeyler yazmak,  orada yaşanılan dramların, krizlerin son bulması için ve  muhtemel çıkış noktaları üzerine kendimce bir analiz yapmak istiyorum.

Ortadoğu, dünyada ilk yerleşim alanlarının ortaya çıktığı Mezopotamya’nın da bulunduğu önemli bir coğrafyadır.

Binlerce yıl önce Mısırda piramitlerin ve beyin ameliyatlarının yapıldığı eski Mısırlılarında vatanı olan  Mısırın bulunduğu bir coğrafyadan, Akdeniz’in tam doğusundan, doğunun ortasından Orta ve Yakındoğu’dan bahsediyoruz.

Sahipsiz ve kimsesiz, akrabamız, hısmımız, komşumuz, talihsiz Ortadoğu .

Yakın tarihe kadar tarihin en büyük silah anlaşmasının imzalandığı ama hala bir çok ülkesinde kadınların araba süremediği, tek başına sokağa çıkmadığı, insanların kamçılandığı Ortadoğu.

Daha Suriye’de IŞİD’in ve diğer Suriye Devleti karşıtı unsurların bitirilmesinin üzerinden bir ay bile geçmeden TSK’nın Afrin hareketiyle Kuzey Suriye’deki Kürt bölgesi Afrin’de oluk oluk kanın aktığı siviller, çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve Türk askerlerinin yitirildiği bir coğrafya bu Ortadoğu..

Yazık çok yazık. Savaşların bitmediği ve barış isteyenlerin tutuklandığı coğrafya. Tarih bunu da mutlaka yazacaktır diye düşünüyorum...

Ayrıca şunu belirtmeliyim ki Afrin’e yapılan bu askeri harekat Avrupa’da hemen hemen her gün Kürtler ve dostları tarafından protesto ediliyor.

Ortadoğu neden bu kadar sıkıntılı bir bölge? Sıkıntılı çünkü o bölge büyük yayılmacı, emperyalist güçlerin her zaman ağzını sulandırıyor…

Bu nedenle bu dış güçler o bölgeyi hem petrol, doğalgaz hem de jeopolitik konumu nedeniyle de her zaman kontrol etmek istiyorlar.

Türkiye’de işte böyle bir bölgeye direkt komşu bir ülke.

Bölge çok uluslu ve çok mezhepli ve İsrail devletinin de bulunduğu bir bölge.

Ortadoğu demokrasinin yanından bile geçmediği kralların, şeyhlerin, emirlerin iktidarda olduğu, yönettiği  şanssız bir toprak parçası.

Bölgedeki o zengin yeraltı kaynaklarına petrole rağmen açlık, sefalet, susuzluk, hastalık ve cahillikle  mücadele bir türlü bitmiyor.

İşte böyle bir bölgede Türkiye’nin Ortadoğu politikası hayati önem taşıyor.

Jeopolitik konumu ile, üç kıtanın buluştuğu bir coğrafyada bulunan Türkiye’nin dış politikasını da tarihi olarak bu coğrafya şekillendirmektedir.

Yani coğrafya bir noktada kader oluyor.

Türkiye güvenlik politikalarını belirlerken her şeye rağmen gücünü silahla değil bu coğrafyaya demokrasi, istikrar ihraç ederek gitmeli.

Laik, demokratik bir Türkiye bölgeye model olabilirse bu ülkelerde barış rüzgarları estirebilir, tüm Avrupa’yı hatta tüm dünyayı rahatlatabilir.

Bu tabii ki o ülkeleri yöneten despotların sonu, o rejimlerin sonu demektir. Bunu her duyduklarında garanti sıtma tutuyordur onları.

Birazda bu nedenledir, onlar ya da maşaları Türkiye’de sayısız siyasi suikasta imza atmış olma iddiaları hala çürütülememiştir.

Uğur Mumcu, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı ve diğer aydınlanmacı insanımızı kimler katletti; hala cevabı verilmiş değil!

Türkiye’nin bölgesel rol üstlenebilmesi için bambaşka dış ve Ortadoğu politikalarına geçmesi, şerit değiştirmesi gerekiyor.

Belki klasik bir deyim olacak ama Ortadoğu gerçekten bir bataklık. Türkiye Batıdan kopmadan buraların yani Avrupa’nın evrensel değerlerini oraya uygun şekilde taşımalıdır.

Türkiye, AKP  yada  daha sonra ülkeyi yönetecek herhangi başka hükümetlerle tarihten gelen kültürel miras ve ortaklık gibi öğelerden faydalanarak, politik diyalog yoluyla Ortadoğu  ülkelerine ağbilik yapmalıdır.

Böyle bir politika Türkiye’nin ekonomisini de ayağa kaldırır, Türkiye’de refah seviyesini yükseltir ve artık insanlarımız  ekonomik yada siyasi nedenlerle yurt dışına gitmez, ülke göç vermez, tam tersi inanın herkes, Almanlar bile Türkiye’ye gelir.

Ortadoğu’daki bu savaşlar, kan akışı, gözyaşı, krizler mutlaka son bulmalıdır.

Şu andaki durum ise ne yazık ki bunların tam tersi .

Ortadoğu’daki halklar perişan, üzgün, bezgin, savaşlardan, yıkımlardan bıkmış, usanmış, yorulmuş  durumda artık.

Suriye’deki son kapışma, milyonlarca Suriye vatandaşını Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle, Ezidisiyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla hayatta haritada yerlerini bilmedikleri coğrafyalara savurdu attı.

Yaşadığımız Almanya’da bir buçuk milyona yakın Suriyeliye kapılarını açtı biliyorsunuz ama buraya ayak uydurma, uyumla, kültürel farklılıklar nedeniyle çok sıkıntıları var bu insanların.

Suriye resmen mahvoldu yüzbinlerce vatandaş hayatını, evini, barkını, işini, kendi işyerlerini      kaybetti. Suriyeli mülteciler burada sıfırdan başlıyorlar şimdi işe.

Geçmişte üniversite çevrelerinde öğrenci olarak şimdide Akademisyen arkadaşlarım arasında ve iş hayatımda, siyasette çok Arap, İranlı, Süryani, Kürt, Ezidi, Türkmen ve o coğrafyadan gelen farklı uluslardan Ortadoğulu arkadaşlarım oldu.

1980 yazında  Berlin’de dil okuluna giderken ve daha sonraki yıllarda Münster’e geldiğimde İran’da Humeyni rejiminden kaçan çok İranlı, Iraktan ve Filistin’den gelip geri dönemeyen çok öğrenci arkadaşlarım, tanıştığım insanlar oldu. Onların hikayeleri, savaşlardan kaçışları ve ülkelerinden kopuşları hala içimi sızlatır.

Onlarla sık sık buluşup bu konuları defalarca konuşmuş, sayısız Ortadoğu konulu panellerde buluşmuşuzdur.

Yine işim gereği birçok Arap, Afrikalı, Azeri ve Balkanlardan mülteciye verdiğimiz hizmet gereği bu insanlarla konuşuyor, sohbet ediyoruz, hepsini anlatıyorlar bize. Yani birinci elden aldığım bilgilere dayanarak yazıyorum düşüncelerimi.

Onlarla olan diyaloglarda da benim tezlerimin, analizlerimin doğru olduğunu görüyorum.

Unutmadan yazayım Arap arkadaşlar bir zamanlar  gıpta ettikleri ama şimdi kendilerine benzeyen  AKP Türkiye’sini ise endişe ve hayretle izliyorlar.

Kısaca özetlersek savaşlar asla çözüm değil. Peki ne olması gerekli bu coğrafyada?

Ortadoğu’daki rejimlerin sil baştan değişmesi, liderlerinin gitmesi lazım.

Bunu mutlaka batıdaki söz sahibi ülkelerin de istemesi lazım.

Her şeyden önce dünyayı yöneten 'Büyük güç'ün yani ekonomileri, dış politikaları askeri güçleriyle perde arkasından yönlendiren büyük sermaye sahiplerini kastediyorum bu ''Gizli ve derin dünya devletinin'' oradan elini çekmesi gerekiyor

Yine Ortadoğu’nun düzelmesi için Türkiye’deki siyasi iklimin değişmesi, ülkenin hızla demokratikleşmesi ,kutuplaşmanın son bulması,  toplumun kucaklaşması gerekiyor.

Batılı silah sanayisinin, lobisinin Ortadoğu’dan elini çekmesi lazım.

Bölge adeta yeni silahların denendiği insanların buna kurban edildiği bir coğrafya olmaktan kurtarılmalı.

Bu nedenle Ortadoğu’daki halklar, aydınları çağdaş demokrasi ve hoşgörü kültürünün ülkelerine gelmesi, kendi kaderlerini tayin için olaya el koymalı, mücadeleyi yükseltmeli, yeniden örgütlenmeliler.

Yurt dışında eğitim görmüş insanların Ortadoğu’daki ülkelerine geri dönüşü teşvik için bu ülkeler politikalar geliştirmeliler. 

Ortadoğu cehennem olmaktan çıkmalı oralarda yaşayan  halkların barış ve huzur özlemi mutlaka hayata geçmelidir.

Mezhepçilik, ve etnik ayrımcılık ilkelliktir, çağdışıdır, bunların Ortadoğu’da son bulması gerekiyor.

Laiklik, seküler demokrasi güçlerinin desteklenmesi gerekmektedir.

Tüm bunlar gerçekleşmez, değişmez ise ne yazık ki Ortadoğu yeni küresel düzenin en karanlık, kanlı ve çatışan insanların coğrafyası olarak kalacak komşularına, dünyaya kriz ihraç ederek bizleri üzmeye devam edecektir.

Savaşsız bir Ortadoğu ve Dünya özlemiyle...