VASIFSIZLIĞIN VE ÇAPSIZLIĞIN ZAFERİ

Yerli ve milli’ olmak elbette önemlidir ve dahi laik ve Atatürkçü bir Cumhuriyet için elzemdir. Lakin siyasi iktidarın kadrolarının çizdiği perspektif ‘yerli ve millilik’ten fersah fersah uzakta...

Vasıfsızlığın ve çapsızlığın zaferi

11 Ocak 2018 Perşembe 19:44

Çağlar Ezikoğlu

Son günlerin en popüler argümanlarından birisi oldu; ‘yerli ve millilik’. Siyasi iktidarın temsilcisi AKP’nin özellikle FETÖ ile çatışmasına müteakiben siyasi düzlemde yeni bir paradigma arayışına girmesinin en büyük neticelerinden birisiydi ‘yerli ve milli’ iktidar söylemi.

Aslında bu dönüşümü anlayabilmek için biraz geçmişe dönmek gerekiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, 2001 Ağustos’unda kurulduğunda ilk olarak vurguladığı hususlardan birisi; ‘Milli Görüş’ün devamı’ niteliğinde bir siyasi hareket olmadıklarıydı. Elbette bu ayrımı belirleyen ideolojik dönüşümler de önemli bir rol oynamaktadır, lakin bu ayrışmanın bir diğer önemli unsuru da siyasi iktidarı belirleyecek kadrolardaki değişimlerdi. Milli Görüş’ün lidere bağlı dar ve statükocu yönetim kadrosunun yerini AKP’de toplumun bütün kesimlerine hitap etmeyi hedefleyen, Batılı eğitim almış, entelektüel camiada destek bulabilecek, liberal isimler alacaktı kuruluş aşamasında. 28 Şubat sürecinin getirdiği ortam ve 2001 ekonomik krizi ile birlikte AKP’nin siyasi iktidara ulaşabilmesinin yegane yolu kurucu kadrolarını böylesine bir dönüşüme uğratmasıydı. Bu dönüşüm sürecinde başarılı da olmuştu AKP, fakat iktidarı ele geçirdikten sonra o pozisyonda kalabilmek için bir tık daha fazlasına ihtiyacı vardı.

Sadece kurucu kadrolarının dönüşümü yetmeyecekti AKP iktidarı için. Aynı zamanda kendisini siyaseten iktidara ulaşmasını sağlayan Batılı emperyal güçlerle uyum içerisinde çalışabilecek yetkinliğe ulaşmış sosyal, kültürel, eğitimsel ve ekonomik alanda yeni yapılanmalara ihtiyacı vardı AKP iktidarının. İşte burada imdadına yetişen güç Fethullahçı çete olacaktı. 1980’lerden bu yana laik Türkiye Cumhuriyet’ini ortadan kaldırmak adına zararlı faaliyetlerini sürdüren ve bu esnada özellikle ABD gibi emperyal güçlerin boyunduruğu altında bu güçlere hizmet eden Fethullahçı örgüt, AKP’nin iktidarının ilk yıllarında birçok alanda ihtiyaç duyduğu insan kaynakları için bulunmaz bir nimet olacaktı. Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim, sağlık, kültür, ekonomi, sosyal politikalarını yürütecek bürokratik kadroları bu Fethullahçı çetelere peşkeş çekilmeye başlanacaktı. Aynı zamanda AKP’nin iktidara geldiği süre zarfında ağzına sakız ettiği Kemalist vesayetle mücadele mefhumunu icra edecek en önemli güçlerden birisiydi FETÖ. Bu bağlamda bakıldığında yetişmiş kadrolara haiz olmayan ve Kemalizme alternatif getirecek İslamcı bir yeni siyasi düzen için yeterli birikime sahip olmayan AKP iktidarı bu konuda taşeron olarak FETÖ ile işbirliğine gitmişti.

AKP ile FETÖ ortaklığının en güçlü olduğu 2007 ile 2013 yılları arasında kültürel anlamda FETÖ’nün yapılanmaları başat rol oynayacak ve Kemalist modernleşme sürecinin baş düşmanı olarak faaliyetlerini sürdürecekti. Yine Kemalist dönemin devletçi ekonomik düzeninin yerini FETÖ yapılanması TUSKON’un Fethullahçı sermayedarları alacaktı. Eğitimde ise laik Cumhuriyet okullarının yerine Fethullahçı çetenin dershaneleri geçecek ve eğitimde FETÖ’cü tekelleşmeye doğru adımlar hızlanacaktı. Yargıda ise, Cumhruriyetçi bürokratik kurumlar ve kadrolar tasfiye edilip, FETÖ’cü militanların yargıya tümden hakim olması için siyasi iktidarca gerekli hukuksal düzenlemeler hayata geçirilmişti.

Atatürkçü laik Cumhuriyet’i yıkma süreci olarak nitelendirdiğim bu dönüşüm sürecinde ise 2013 sonrası bambaşka bir dönem izledik. Öküzün ölüp ortaklığın bozulduğu süreçte AKP, kavgalı olduğu Fethullahçı çetenin yapılanmalarını devlet aygıtından silmek için harekete geçmişti. Peki ya devlet kurumlarından, sosyal, kültürel alandan izleri silinmek istenen FETÖ’nün yerini hangi kadrolar dolduracaktı?

İşte son birkaç yıldır siyasi iktidarın Türkiye Cumhuriyeti’ni sokmuş olduğu vasıfsızlık ve çağsızlık buhranına tam da bu noktada rastlamaya başladık. Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbaline en büyük tehditlerden birisi olan FETÖ’ye karşı mücadele için o örgütün en büyük düşmanlarından olan yurtsever ve Cumhuriyetçi aydınlar dururken, AKP iktidarı sırf ‘alnı secdeye değen’ ve yeteri kadar ‘yalaka’ olmayı başarabilen çapsız ve kalitesiz kadrolarla ayakta tutunmaya çalışıyor. Bugün FETÖ ile mücadele ettiğini söyleyen gazetecilere, siyasetçilere bir bakın. Örneğin dün kendisine kelepçe takıldı diye kendisini nimetten sanan bir Ömer Turan var. Sosyal medya adresinde ‘Uluslararası ilişkiler uzmanından’ ‘tarihçiye’ kadar yazdıkça yazdığı bir kariyer planlaması var. Ama gerçekte o sıfatların zerresini taşıyacak ne bir eğitimi ne de tecrübesi söz konusu. Attığı provokatif twitlerle doğrudan doğruya FETÖ’nün propagandalarına destek olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan bir şahıs. Bir diğeri küçük tetikçi ve kripto FETÖ’cü Cem Küçük. Ünlü olmadan önce tek vasfı, FETÖ’cü Timaş Yayınevi’nde editör olan bu şahıs, FETÖ ile mücadele konusunda koskoca ülkenin istihbarat teşkilatına emirler verecek kadar cüretini aşarak konuşup, önüne gelen herkesi hedef göstererek FETÖ ile mücadeleyi sulandırma işinden başka ne yaptı bu küçük tetikçi? O tetikçinin yandaşı Çiko’su yani Fuat Uğur’un ne gibi engin bilgileri ve kariyeri vardı da bugün televizyon ekranlarından her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti adına ahkam kesebilme cüretini buluyor kendisinde? Ya diğerleri, nam-ı diğer Pelikancı tayfa. Boğaz’a nazır bir yalıda kurdukları Bosphorus Global adlı bir kuruluşları var tam evlere şenlik. Güya yurtdışında FETÖ ile mücadele ederken bu kuruluş tek başına mücadele ediyormuş. Bu STK’nın başında kim var derseniz; FETÖ’nün yapılanması olan Genç Siviller’in kurucularından Hilal Kaplan ve onun akademide niteliksel olarak herhangi bir başarı kaydedememesine rağmen kendisini sosyolog diye lanse eden kocası Süheyb Öğüt. Bu STK’ya ayrılan bütçe ise, damadın maillerinden görebildiğimiz kadarıyla 1 milyon 724 bin. Peki böylesi bir para akıtılıan bu STK ne iş yaptı FETÖ ile mücadele? Açtıkları trol hesaplarla giriştikleri provakatif eylemlerle sadece FETÖ’nün ekmeğine yağ sürdüler. Yurtdışında FETÖ’yü anlatabilecek bir organizasyon yaptılar mı veya yurtdışındaki FETÖ’nün örgütlerine karşı bir mücadeleleri oldu mu? Hayır, tek gördüğümüz Hilal Hanım’ın yalı manzaralı fotoğrafları.

Bu liste uzar gider, terleyen yandaş Fatih Tezcan’dan, maymun sever Cemil Barlas’a kadar. Veya Reisçi vekillerden, yargı mensuplarına kadar uzatabiliriz. Ama hepsinin ortak özelliği zerre birikimleri, eğitimleri veya tecrübeleri olmaksızın bu devletin kaynaklarını kullanarak FETÖ ile mücadele ettikleri yalanı ile günlerine gün katmasıdır. Şu çok açıktır ki, FETÖ’nün insan kaynakları veya küskün Davutoğlucu veya Gülcü İslamcılar AKP ile kavgaya giriştikten bu yana, siyasi iktidar sırf ‘bizden olsun veya alnı secdeye değsin’ mantığıyla hem devlet kurumlarını hem de medyadan eğitime bütün sosyal alanlardaki imtiyazlı alanları çapsız ve vasıfsız kadrolarla doldurmuştur. İşte bu vasıfsızlığı ve çapsızlığı bugünlerde ‘yerli ve milli’ olmak ile lanse ederek kendi tabanında legalize etmeye çalışmaktadır.

‘Yerli ve milli’ olmak elbette önemlidir ve dahi laik ve Atatürkçü bir Cumhuriyet için elzemdir. Lakin siyasi iktidarın kadrolarının çizdiği perspektif ‘yerli ve millilik’ten fersah fersah uzaktadır. FETÖ ile mücadelede veya Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbalini tehdit eden diğer tehlikelerle mücadelede böylesi çapsız kadrolardan medet ummak, yarardan ziyade daha da büyük tehlikelere yol açacaktır. Ülkenin geleceğine yönelik iç ve dış tehditler hiç bu denli yüksek olmadığı bugünlerde kurtuluş reçetesi belli; o da bir an evvel ülkenin idaresinde bu ülkeyi seven, yurtsever, ilerici, Cumhuriyetçi ve Atatürk ilkelerine sadık aydın kesimin söz sahibi olmasıdır. Aksi halde bu gidilen yol maalesef ki ülkemizi çok da uzak olmayan bir zamanda çok daha büyük felaketlere sürükleyecek gibi gözüküyor.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.