YAKILAN ASKERLERİMİZİN SORUMLUSU KİM?

ABC Günün Analizi

Yakılan askerlerimizin sorumlusu kim?

24 Aralık 2016 Cumartesi 16:45

Bir dönem AKP iktidarının desteklediği, “öfkeli çocuklar” diye tanımlayarak hak arayan “masum” savaşçılar diyerek hepimize yutturmaya çalıştığı, dahası silah verip her türlü lojistik desteği sağladığı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı mezhepçi terör örgütü iki Türk askerini diri diri yakarak ikisini de kafalarından vurarak öldürdü. Bu örneği görülmemiş cinayetleri videoya çekerek internet üzerinden bütün dünyaya servis etti.

Bu akıl almaz vahşeti gerçekleştirenler arasında Türkiye’den de giden ve güya İslam adına savaştığı sanan ruh hastası katillerin bulunduğu da anlaşılıyor. O alçaklar, aynı topraklarda doğdukları, aynı dili konuştukları çocuklarımızı diri diri yaktıkları yerde, henüz alevler sönmeden kameralara karşı yaptıkları konuşmalarda Türkçe tehditler savuruyor. AKP iktidarının yarattığı canavar, çocuklarımızı, askerlerimizi katlediyor.

Öyle anlaşılıyor ki, tekbir getirerek esir aldığı insanların, hatta çocukların başlarını kesmeyi daha önce sıradan bir infaz yöntemi haline getiren IŞİD, yarattığı yeni vahşet örnekleri ile saldığı korku üzerinden etkinlik kurma stratejisi izliyor.

İki gündür Türkiye bu görüntülerle sarsılıyor. İnsan bu tarifi imkansız vahşet görüntülerini izleyemiyor. İzleyenler günlerce kendilerine gelemiyor.

Siyasal İslam’ın gerçek yüzü budur. Bu vahşet kendi aydınlanmasını yaşamamış ve ortaçağını aşamamış bir zihniyetin ürünüdür. Cehalet ve ilkelliktir.

Yandaş ve havuz medyası bu vahşeti gizlemek için ellerinden geleni yapıyor. AKP yönetimi, elinde tuttuğu iktidar imkanlarıyla sosyal medyayı yavaşlatıyor. Muhalif basının elektronik ortamda (internet gazeteciliği yoluyla) verdiği bu haberi fiilen engelliyor, yasadışı sansür uyguluyor. ABC Gazetesi ve Sol Portal başta olmak üzere bu habere ve görüntülere (belli sınırlar içinde) yer veren yayınları yasaklamaya çalışıyor.

Örneğin, bu nedenle bazı siteleri fiilen kapatıyor. Sosyal medyaya saldığı troller aracılığıyla o vahşet görüntülerinin gerçek değil, kurgu olduğu yalanını yaymaya çalışıyor. Ancak ne yaparsa yapsın gerçeği saklayamıyor. Bağımsız ve alternatif gazetecilik bu nedenle günümüzde önem taşıyor. Gerçeğin topluma ulaşmasının başka bir yolu bulunmuyor.

Bir dönem kendi yaşadıkları hayatlarına bile ihanet eden liberallerin ileri sürdüğü gibi, İslamcılıkla ortak bir gelecek projesi, demokratik ve çoğulcu bir sistem kurma hayali tam bir cehalet ve saçmalık ürünüdür. Siyasal İslam’ı, Selefiliği, İmam Gazali’nin çerçevesini çizdiği Sünni İslam teolojisini bilmemektir.

* * *

Anımsanacağı gibi, yakın geçmişte Türkiye birkaç kez beşinci sınıf provokasyonla Suriye ile savaşa sokularak, bir olağanüstü hal rejimine sürüklenmek istendi. Tayyip Erdoğan ve mezhepçi ekibinin bu oyunu her defasında bozuldu. Türkiye’nin aydınlanmacı güçleri ve bölge ülkeleri bu kirli operasyona izin vermedi.

Ancak, bu fırsatı Fethullahçı Çete’nin 15 Temmuz darbe girişimi Erdoğan’a adeta altın bir tepsine sundu. Kanlı bir tepsiydi bu... Bu nedenle Erdoğan, anımsanacağı gibi, darbenin bastırıldığının ortaya çıktığı saatlerde, “Bu bize Allah’ın bir lütfu” diyecekti. Bu sözlerin anlamı, rejimi değiştirmek için olağanüstü bir fırsatın eline geçtiğini görmesiydi. Hemen bütün ülkede Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi ve görece “olağan” koşullarda yapılamayacak bir çok operasyon devreye sokuldu.

İşte, ilerici kamuoyunun ve ilgili ülkelerin (Rusya, İran vb.) baskısı nedeniyle daha önce Suriye’ye giremeyen Erdoğan, destekledikleri siyasal İslamcı teröristlerin ağır bir yenilgiye uğradığı bir dönemde, OHAL sayesinde amacını gerçekleştirdi. Ancak çok geç kalmıştı ve ancak Rusya’nın, İran’ın çizdiği sınırlar içinde hareket edebiliyordu. İmzaladığı Moskova deklarasyonu bunun belgesiydi. Batı’nın da desteklediği tek şart, tarihin tanık olduğu en vahşi ve ilkel dinci hareket olan IŞİD’le savaşmaktı.

Oysa AKP iktidarı başından beni bu Ortaçağ gücünü desteklemiş, yukarıda da belirttiğimiz gibi onları “Öfkeli Sünni gençler” diye kamuoyuna sunmuş, yüzlerce sosyal medya hesabından da görüleceği gibi, bir fikir akrabalığı içinde bulundukları IŞİD’e açık destek vermişlerdi.

Daha da önemlisi, AKP iktidarı Cumhuriyetin temsil ettiği bütün ilerici, aydınlanmacı ve modern değerlere ihanet ederek Suriye’deki mezhepçi savaşta taraf olmuş, El Nusra (El Kaide), Fetih Ordusu, Sultan Murat Tugayları, IŞİD ve ÖSO gibi dinci terör örgütleriyle kirli ilişkiler kurmuştu. Aynı şekilde TSK da, kendi varlık felsefesi ve kurucu önderinin çizdiği yola ihanet etmekle eşdeğer kirli operasyonların parçası haline getirildi. TSK, Sarayın muhafız alayına dönüştü.

Büyük ölçüde iç ve dış iktidar dinamiklerini yitiren ve gerçekte kendi tarihinin en güçsüz döneminden geçen AKP, yönetimde kalmak ve Türkiye’nin gerici dönüşümünü tamamlamak için, bütün diktatörlükler gibi, bir askeri başarı/zafer peşinde koşuyordu.

Daha da önemlisi, fiilen yıkılan Cumhuriyetin yerine, düşük yoğunluklu da olsa bir İslam devleti kurmak için Kurtuluş Savaşı ile boy ölçüşebilecek bir askeri zafer arayışı, Suriye macerasının başlıca nedenini oluşturuyordu.

Kolaycı bir dış zafer olmayınca, bu ihtiyacı 15 Temmuz darbesinin bastırılmasıyla kapatmaya çalışıyorlar. Bu nedenle 15 Temmuz darbesinin bastırılmasına, “ikinci kurtuluş savaşı” diyorlar. Oysa, 15 Temmuz bir zafer değil, açık bir iflasın ve mezhepçi AKP iktidarının duvara toslamasından ibarettir. İşte bu nedenle o retorik tutmuyor.

Ülkeyi Olağanüstü Hal rejimiyle yöneten AKP iktidarı, oynadığı kumarın bedelini ödemeye, halk çocuklarını Suriye bataklığında harcamaya başladı. Suriye’den gelen vahşi ölüm/cinayet haberlerinin ve asker tabutlarının anlamı budur.

AKP kendi yarattığı bataklıkta boğulurken, bu kirli oyuna sürdüğü çocuklarımızı ise yine onun yarattığı canavar diri diri yakıyor. Dinci ve mezhepçi siyaset Türkiye’yi bir felakete sürüklüyor.

İşte bu nedenle ülkenin bütün ilerici, cumhuriyetçi ve halkçı kesimleri harekete geçmelidir.

Keskin Kalem

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.