YOLLUK İÇİN TURFANDA BİR MİİR

Özdemir İnce

12 Mart 2018 Pazartesi 15:36

Bugün Yolluk adlı yazılmakta olan şiir kitabından “miir”[i] biçiminde bir şiir sunuyorum. Metnin içinde (şiir, tarih, gazete haberi, siyasal makale, eleştiri, özlü söz, her türlü metinler arası ilişki, vb.) her şey var. Tam bir şenlik.Bu nedenle “miir” diyorum.

Kostaklanarak kaç kez “Okur benim velinimetim değildir!” diye yazmışımdır. Bu görüşümde ısrarlıyım ama okur hazretleri de fasafiso değildir kuşkusuz. Yazı(n)sal iletişimin öteki ucundadır: Yazar → Kitap  →  Okur. Okur yoksa kitap da yazar da bir anlamda yoktur. “Okur” dediysem sadece günümüzün değil geleceğin okuru da işin içinde. Yazar ve kitap okurunu bekler. Okur gelir onları bulur. O halde eylem içindeki “okur” fasafiso değildir. Okur, yazınsal metinden çıkardığı ve ona verdiği anlamla “yapıt”ı (“eser”i) tamamlar. Bu süreç tamamlanmadan “yapıt” eylemsiz, ruhsuz ve  ölüdür. Okuma eylemi tamamlanınca “okuma” artık sadece metin alımlama eylemi değildir, artık metin üzerinde etkindir.Ne kadar pasif olursa olsun, okur bu eylemle bir anlam kurar ve onu yargılar. Ama her şey elindeki kepçeye bağlıdır.

Bu anlattığım şeye Alımlama Estetiği (l’Esthétique de la réception) deyorlar. Bu açıklamadan sonra artık “Yolluk İçin Turfanda Bir Miir”i dikkatinize sunabilirim. Şiir mi, miir mi, makale mi artık sizin “alımlama” serüveninize bağlı. Okuğunuz metnin yarısı  bir edebiyat dergisinde yayımlandı. Son bölüm, “Her dönemin adamı gezginler kumpanyasından, ölümsüzlü Cengiz Çandar üzerine yazdığım,  2007 yılının 25’inci Eylül günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir güzellemeyi hep birlikte okuyalım mı yoldaşlar?” bölümü ile “ÇANDAR VE STATÜKO  ZAPTİYELERİ” dipnotu, meğer mizanpajda “hoş” görünmediği için yayımlanmamış… Susuyorum!

YOLLUK İÇİN TURFANDA BİR MİİR [ii]

Stockholm, 30 Aralık 2017: Dün söylediler, tam şarap kadehimi ağzıma götürürken, Çandar(lı)zâde Bay Cengiz, burada, Stockholm’da yaşayıp durmaktaymış. Görkemli gölgesiz.

Anlaşılan o ki yaşayamamış askerî vesayetsiz Diyar-ı Rum’da. Soros amcasından, Claudia Roth yengesinden fermanlı, icazetli. Makam sahibi! Acıyan gene bize acısın. Ama acıyan yok, aman acımasınlar! İyidir, utanırız!

Biz korkmadan yaşarız vasiyet ve vesayet sahibi Başyücelik devletinde. Onlar hısım ve akraba olurlar!

Tedirgindirler, uykusuzdur ısırgan geceleri!

Demek ki tekin değil vesayetsiz cumhurî Türkiye. Peki neden kırmıştı bütün güneşin camlarını, neden kullanmıştı bataklık çamurlarını?

Diyorlar ki benim diyen oturamazmış oturduğu evde. Hatırlarım ki ayrıcalık istemişti bir zamanlar bastıbacak Turgut Özal’ın huzurunda soyadı için, bir açıkoturumda. Çandarlıgiller familyasından bile gelirmiş. “Çandarlı Halilzâde Bay Cengiz” olarak tasvir edilmesi gerekirmiş.

Yarın akşamdır ki kırk yıllık bir sürgünün fakirhânesinda  paylaşacağız yılbaşı soframızı.

Havyarlı gevreği katık ederek  şampanya içermiş  Çandarlızâde sabah kahvaltısında, Kral Faruk tarzında. Çiğnemeden! İkinci Cumhuriyet’in  uzatmalı çavuşu  Bay Cengiz! Belkemiksiz.

Yeni Yılın kurtlu olsun ki hey  Bay Cengiz bey.

İlber’e sorsan “Geri zekalı!” der ki sözcük dağarı fakir fukaradır bu kalem efendisinin. Ancak bu kadar muhalefet eder!

“Ah şu Suriye günlerinde bir Cengiz olacaktı ki yorum yazsın” diye taksim geçer Ertuğrul Özkök. Keramete bu kadar kıç attırırsan elbette ayağını kırarsın bre oğlum…

Evet cumhuriyetçiler cumhuriyet meydanında hem statükocudur hemi de jakoben!

Her dönemin adamı gezginler kumpanyasından, ölümsüzlü Cengiz Çandar üzerine yazdığım,  2007 yılının 25’inci Eylül günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir güzellemeyi hep birlikte okuyalım mı yoldaşlar? [iii] 

[i] Astarsız, botokssuz, rastıksız, rimelsiz, brüt,  yeni bir çalgı tarzı = Anti Şiir, şiirsiz şiir.

[ii] Astarsız, botokssuz, rastıksız, rimelsiz, brüt,  yeni bir çalgı tarzı = Anti Şiir, şiirsiz şiir.

[iii] ÇANDAR VE STATÜKO ZAPTİYELERİ                                                                                               

“Her dönemin adamı gezginler kumpanyası”ndan Çengiz Çandar’la ilgileneceğim bugün. Cengiz Çandar cumhuriyetçileri statükocu olmakla suçluyor. (Referans, 7 ve 14 eylül 2007)

Öyleyse evrensel statütoyu tanımlamayalım: Küresel, liberal ve emperyalist kapitalizm.

Şimdi Türkiye’de statükoyu tanımlayalım : IMF ve Dünya Bankası’nın yönetiminde; ABD ve AB’nin gözetimi altında; küresel, liberal ve emperyalist kapitalizmin hizmetinde AKP iktidarının düzeni.

Cengiz Çandar, bu küresel kapitalist emperyalizmin hizmetinde dirsek çürütüyor, sonra kalkıp bu kapitalizm ve emperyalizmin hedef haline getirdiği cumhuriyeti savunanlara “statükocu” diyor. Statüko (statu quo) sözlük anlamıyla kendi başına ne iyidir, ne de kötüdür. Nötr bir durumdur. Onun iyilik ve kötülüğü topludurumda (konjonktürde)ortaya çıkar yani görecedir ve konjonktüreldir.

Cengiz Çandar’ın yanında yer aldığı ve övgüsünü yaptığı evrensel statükonun ne olduğunu yukarda yazdım, bir kez daha yazayım : Küresel, liberal ve emperyalist kapitalizm.

Cengiz Çandar, küresel liberal ve emperyalist kapitalizmi eleştiren cumhuriyetçileri statükonun zaptiyeleri olarak tanımlıyor.

Cengiz Çandar, İslamcı AKP’nin Türkiye’de karşı olduğu ne kadar ilke ve özellik varsa onları statüko olarak tanımlıyor. Ona göre demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti statükoyu temsil ediyor. Ona göre Anayasa’nın

174.maddesinin koruması altında olan Devrim Yasaları da statükonun bir parçası. Ama çalışanların aleyhine olan yasalara, memurlara grev hakkını vermeyen yasalara karşı değil. Milletvekillerinin dokunulmazlığına, partiler ve seçim yasalarına karşı değil. Bu bağlamda (değişiklik istiyorsa) istediği AKP’nin öngördüğü değişiklikler. İktidar partisinin sözcülüğünü yapıyor ve AKP zihniyetine karşı çıkanları statükocu olmakla suçluyor.

Şimdi birkaç statüko durumunu inceleyelim : Hitler, Mussolini, Salazar, General Franko, Humeyni ve benzerlerine karşı statükoyu savunmak iyi mi yoksa kötü mü ?

Cengiz Çandar’ın önemli özelliklerinden biri,  dayanıksız ve dayanaksız iddialarını doğru ve gerçekmiş gibi ileri sürmesidir: “Hiçbir anayasanın ‘değiştirilemez’ ve hatta ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ maddeleri  olamaz” (Referans, 14.04.07) diye yazıyor. Bu mesnetsiz, Cengiz Çandar’vari iddia en azından Fransız, İspanyol ve ABD anayasaları karşısında geçersizdir.

Fransız anayasanın 89.maddesinde, yönetimin cumhuriyet olan biçimi ve ülkenin toprak bütünlüğü ile ilgili  herhangi bir değişiklik ve değişiklik önerisinin yapılamayacağı yazar.

31 Ekim 1978 tarihli İspanyol Anayasası’nın 8. maddesini birlikte okuyalım : “Kara, deniz ve hava ordularından oluşan silahlı kuvvetler İspanya’nın  egemenlik ve bağımsızlığını güvence altına almak, ülkenin toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini korumakla görevlidir.” (Las Fuerzas Armadas, constituidas por el Ejército de Tierra, la Armada y el Ejército del Aire, tienen como misión garantizar la soberanía e independencia de España, defender su integridad territorial y el ordenamiento constitucional.)İspanyol Anayasa’nın 8.maddesi, bizim naylon demokratların  çağdaş demokrasinin Kabesi saydığı bir metinde yer alıyor. 31 Ekim 1978 tarihli İspanyol Anayasası faşist Franko rejiminin pisliklerini temizlemek ve gerçek demokrasiyi kurmak için çıkartılmış idi.

ABD anayasası ilk kabul edildiği günden bu yana çok bakımdan değiştirilmiş olmasına karşın, temel ilkeleri olduğu gibi kalmıştır. ABD anayasasını yapan “Babalar”, herhangi bir partinin metni değiştirmemesi için, yerine getirilmesi olanaksız koşullar koymuştur.

Cengiz Çandar’ın boş iddiasını bu örnekler çürütmektedir.  Birleşmiş Milletlere üye devletlerden kim bilir  kaçının anayasasında değiştirilmez maddeler vardır.

NOT : Cengiz Çandar kendisinin 2.Cumhuriyet Milli Takımının Roberto Carlos’u olduğunu yazmış (Referans, 23.09.07). Doğrudur, onun mümtaz yeri bu “Gayrimilli Karma”dadır !

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.